www.ilahi100.com Türkiyenin 1 numaralı online ilahi dinleme sitesi.ilahi100.com hergün gelişmekte,kendini güçlendirmektedir.
Bu sitede hakları olan (başta sanatçılarımız olmak üzere) ve emeği geçen herkesten Allah C.C razı olsun.
Site yönetimi Msn:
Sitemizde ilahi dışındaki bağlantıların (yani reklamların,sitelerin vb.) içeriğiyle alakamız yoktur.
Reklam
ilahi fmhaberlerevden eve nakliyatevden eve nakliyatevden eve nakliyatevden eve nakliyatevden eve nakliyatonline ilahi Sitemizi destekleyenler
function png_hack(){
/* ie png hack */
/* special thanks to Christopher Walker (http://tibetanportal.com/)
for his contribution */
var css_html="";
css_html = ' '
+ '#header { background-image: none; filter:progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(enabled=true, src=http://www.bloggum.com/t/template/5/default/header.png, sizingMethod=scale); }'
+ '.blog { background-image: none; filter:progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(enabled=true, src=http://www.bloggum.com/t/template/5/default/blogbackground.png, sizingMethod=scale); }'
+ '.blogbefore { background-image: none; filter:progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(enabled=true, src=http://www.bloggum.com/t/template/5/default/blogtop.png, sizingMethod=scale); }'
+ '.blogafter { background-image: none; filter:progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(enabled=true, src=http://www.bloggum.com/t/template/5/default/blogbottom.png, sizingMethod=scale); }'
+ '.menu { background-image: none; filter:progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(enabled=true, src=http://www.bloggum.com/t/template/5/default/menubackground.png, sizingMethod=scale); }'
+ '.menubefore { background-image: none; filter:progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(enabled=true, src=http://www.bloggum.com/t/template/5/default/menutop.png, sizingMethod=scale); }'
+ '.menuafter { background-image: none; filter:progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(enabled=true, src=http://www.bloggum.com/t/template/5/default/menubottom.png, sizingMethod=scale); }'
+ '#menucontainer h3, #wp-calendar caption, #menucontainer h2 { background: url('http://www.bloggum.com/t/template/5/bigstar.gif') left center no-repeat; }'
+ ' ';
document.write(css_html);
//+ '#contentcontainer ul li { background: url('http://www.bloggum.com/t/template/5/star.gif') left center no-repeat; }'
}
en guzel resimler,en guzel hayvan resimleri,en guzel araba bebek aşk ve duygusal resimleri,Resimler, Güzel Resimler, En Güzel Resimler, Resim, Resim Galerisi, Resimleri, Manzaralar, Manzara, Güncel Resimler Arşivi - türkiyenin resim rehberi.Yazılı Resimler-Resimler-En Güzel Resimler-Resim indir-Araba ResimleriResimler,güzel resimler,ayrılık resimleri,araba resimleri, manzara resimleri,Atatürk resimleri,ünlülerin resimleri,wallpapers,bebek resimleri,komik resimler ... en guzel hareketli resimler,Resim - Resimler - En Güzel ResimlerEn Güzel Resimler , Yalnızlık Resimleri , Aşk Resimleri , Araba Resimleri , Komik Resimler, bilim resimleri, makine resimleri.
Sual: İmanın ikinci şartı
nedir? CEVAP
İmanın ikinci
şartı, Meleklere imandır. Amentü`deki, (Ve melaiketihi) ifadesi, Allahü teâlânın
meleklerine inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir.
Sual: Meleklere iman nasıl
olmalıdır? CEVAP
Melekler,
Hayat sahibi, diri, nurani yaratıklar olup, akıl sahibidirler. Allahü teâlânın
sevgili ve kıymetli kullarıdır, ortakları ve kızları değildir. Allahü teâlânın
emirlerine itaat ederler, isyan etmezler. Günah işlemezler. Erkek ve dişi
değildir. Evlenmezler, doğurmazlar, çoğalmazlar, çocukları olmaz, yiyip
içmezler. Allahü teâlâ, bunlardan bazılarını peygamber olarak seçmiştir. Diğer
meleklere vahiy [haber] götürmek görevi ile
şereflendirmiştir. Peygamberlerin kitaplarını ve sayfalarını getiren de
bunlardır. Mesela Enam suresini Cebrail aleyhisselam ile birlikte 70 bin melek
getirmiştir. Bunlar hata etmez, unutmaz. Hile yapmaz, aldatmazlar. Bunların
Allahü teâlâdan getirdikleri hep doğrudur, şüpheli, ihtimalli değildir.
Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri yoktur.
En üstünleri 4 tanedir:
Cebrail
aleyhisselam: Meleklerin en üstünüdür. Vazifesi, Peygamberlere vahiy
getirmek, emir ve yasakları bildirmektir. Cebrail aleyhisselamın günah
işleyeceğini veya yanlış bir iş yapacağını sanmak çok tehlikelidir. Çünkü Allahü
teâlâ buyurdu ki: (Ey Resulüm de ki;
“Cebrail`e düşman olan,
Allah`a düşmandır.” Çünkü o,
Kur`an-ı kerimi, Allah`ın izniyle, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, bir
hidayet rehberi ve müminler için müjdeci olarak senin kalbine
indirmiştir.) [Bekara 97]
İsrafil aleyhisselam: Sura üfürmekle
vazifelidir. Birinci üfürmesinde hasıl olan sesi işiten, Allahü teâlâdan başka
her diri ölecek, ikincisinde hepsi tekrar
dirilecektir.
Mikail
aleyhisselam: Rızk gönderilmek, ucuzluk,
bolluk, kıtlık, pahalılık ve her maddeyi hareket ettirmekle
vazifelidir.
Azrail
aleyhisselam: İnsanların ruhunu almakla vazifelidir.
Bunlardan sonra dört sınıf melek vardır. Hamele-i Arş denen melekler
dört tanedir. Huzur-i ilahide bulunan meleklere, Mukarrebin denir. Azab meleklerinin büyüklerine Kerubiyan, rahmet meleklerine Ruhaniyan denir. Cennet meleklerinin büyüğünün adı Rıdvan, Cehennem meleklerinin büyüğünün adı Malik`tir. Cehennem meleklerine Zebani denir. Bunlar, Cehennemde emredilen vazifelerini
yapar. Denizin balığa zararlı olmaması gibi, Cehennem ateşi de bunlara zarar
vermez. İnsanların iki omuzunda bulunup, iyiliklerini ve kötülüklerini yazan
Kiramen katibin ismindeki iki melek ile, cinden
koruyan meleklere, Hafaza melekleri denir. Sayısı en
çok olan mahluk meleklerdir.
“Zebani gibi bir zalim”, “Azrail gibi cani, işkenceci bir Zebani”,
“Çocuğunuzu terbiye etmezseniz, anarşist olur, Azrail ve Zebani olur” gibi
sözler uygun değildir. [Bunları mecaz olarak da örnek vermek
uygun değildir. Allahü teâlânın emrine uyarak iman eden, emir ve yasaklara uyan
müslümanlara mesela namaz kılan, oruç tutan, kul hakkı yemeyen, zina etmeyen
müslümanlara ahmak, gerici, örümcek kafalı denir mi hiç? Bunun gibi, Allahü
teâlânın emrini yerine getiren meleklere cani, işkenceci, zalim denir mi hiç?
Mecazı da, örneği de, şakası da çok çirkindir.] Meleklere hakaret eden
Müslüman dinden çıkar. Bütün melekler günahsızdır, cani, işkenceci, zalim
değildir. Allahü teâlânın emrini yerine getirirler.
(Feraid-ül-fevaid)
Sual: (Ecelin hoyrat eli) demek küfür
müdür? CEVAP
Evet. Çünkü Azrail aleyhisselamın Allahü teâlânın
emri ile can alması hoş karşılanmamış, ona hakaret edilmiş oluyor. Günahsız olan
meleklere her ne şekilde olursa olsun hakaret etmek, onları kusurlu bulmak küfrü
gerektirir. (Birgivi)
Bunun gibi, (Bu ibadetin sevabını yazacak melek
yok) diyerek melekleri, dolayısıyla Allahü teâlâyı aciz bilmek de çok
tehlikelidir.
Sual: Melekleri
hep kanatlı kız şeklinde yapıyorlar. Kızlara melek ismini veriyorlar. Dört büyük
meleğin ismini kızlara koymakta mahzur var mıdır? CEVAP
Melekleri kız şeklinde yapanlar, Hıristiyanlardır.
Bir de onların etkisi altında kalan cahillerdir. Meleklerde erkeklik, dişilik
yoktur. Melek ismini, kız çocuğuna değil de, erkek çocuğa koymak daha uygun
olurdu. En azından melekleri kız sanma ihtimali ortadan kalkardı. Ama şimdi
alışılmıştır. Erkeğe melek ismi koymak yadırganabilir. Ecdadımız, dört büyük
meleğin ismini erkeklere koymuşlar, böylece onların kız olmadıkları intibaı
yayılmış olmaktadır. Erkek çocuklarına Cebrail, Mikail, İsrafil ismini koymak uygun olur. Cennet meleklerinin en
büyüğü Rıdvan`dır. Cehennem meleklerinin büyüğü de
Malik`dir. Bunların
ismi de erkek çocuğa konabilir. Kız çocuklarına da koymak caiz ise de,
Hıristiyanlara benzememek için koymamalı. Azrail ismi
de caizdir. Ancak diğer çocukların alay etmesine yol açabilir. Onun için Azrail
ismini koymak uygun görülmemiştir. Melekler hakkında Kur`an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki: (Ahirete inanmayanlar,
meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.) [Necm
27]
(Rabbiniz oğulları size ayırdı da,
kendisi için kız olarak melekleri mi edindi?) [İsra
40]
(Putperestlere de ki: Kızlar
Rabbinin de erkekler onların mı? Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız
olarak mı yarattık?) [Saffat 149,150]
Sual: Hangi hallerde eve rahmet melekleri
girmez? CEVAP
Günah işlenen
yerlere, mesela kumar oynanan, içki içilen, herhangi bir çalgı aleti, mesela tv
bulunan yerlere rahmet melekleri girmez. Böyle yerlerde namaz kılmak mekruh olur
ve edilen dua da kabul olmaz. (Nisabül-ahbâr)
Mekruh olarak kılınan namaz sahih olur. Yani o kimse, namaz borcundan
kurtulursa da, namaz kılmakla hasıl olacak büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i
şeriflerde buyuruluyor ki: (Canlı resmi,
köpek ve cünüp bulunan yere rahmet melekleri girmez.)
[Nesai] (Sarhoş olan kimseye rahmet
melekleri yaklaşmaz.) [Bezzar]
(Akraba ziyareti yapmayan kimselerin bulunduğu yere rahmet
melekleri gelmez.) [Taberani] (Heykel [ve her çeşit insan ve hayvan biblosu]
bulunan odaya rahmet melekleri
girmez.) [Müslim]
(Cers [çan, çıngırak] bulunan odaya rahmet melekleri girmez.)
[Nesai] (Cers, şeytanın
mizmarıdır.) [Müslim]
[Mizmar her türlü çalgı aletidir. (Müncid)]
Bir ihtiyaç olmadan oyun, eğlence için cers takılı hayvana binmek
mekruhtur. Cers bulunan kervana rahmet melekleri gelmez.
(Tergib-üs-salât)
Şeyh-ül-İslam Ahmet ibni Kemal efendi hazretleri
buyuruyor ki: (Mizmarları kırmak için
gönderildim) hadis-i şerifi, (Her çeşit çalgıyı yasak etmekle emrolundum)
demektir. (Kırk hadis)
Allahü teâlâ, şeytana (Senin
müezzinin mizmardır) buyurdu. (Ebu Nuaym)
Müezzin, ezan okuyan,
insanları ibadete çağıran kimsedir. Şeytanın müezzini ise, insanları günah
işlemeye çağırır. Bu da mizmarların her çeşididir.
Sual: Rahmet melekleri eve girmezse, ne
kaybımız olur? CEVAP
Melek
girmeyen eve şeytan girer. Hadis-i şeriflerde buyuruldu
ki: (Misafir, sofrada iken, melekler ev
sahibine dua eder.) [Taberani] (Sirke yiyen kimselere, iki melek, yemek bitinceye kadar dua
eder.) [İbni Asakir] (Melekler,
sahura kalkan kimselere dua eder.) [İmam-ı Ahmed]
Eğer sofrada içki
veya meleklerin girmesine mani olan bir şey varsa, o kişi meleklerin yapacağı bu
duadan mahrum kalır.
Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bana salevat getirenin, günahlarının affolması için melekler dua
eder.) [Ey oğul ilmihali] (Allahü
teâlânın zikredildiği yerlere, melekler rahmet saçar.)
[Ebuşşeyh] (Kur`an-ı kerimi
hatmedene 60 bin melek dua eder.) [Hazinet-ül-esrar,
Deylemi] (Bir kimse, uygunsuzluk
yapmadıkça, namaz kıldığı yerden ayrılıncaya kadar, melekler, “Ya Rabbi,
buna rahmet et” diye dua ederler.)
[Nesai]
Eğer salevat getirilen, zikredilen, Kur`an
okunan ve namaz kılınan yerde, çalgı aleti veya meleklerin girmesine engel olan
başka bir şey varsa, meleklerin yapacağı duadan mahrum kalınır.
Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Melekler, insanlara iyilik öğreten kimselere dua ederler.)
[Tirmizi] (Din kardeşinin bir işini
yapana binlerce melek dua eder.) [İbni Mace] (Yatağa abdestli yatan kimse için, o gece bir melek sabaha
kadar, “Ya Rabbi, bunu affet” diye
dua eder.) [Hakim]
Eğer o yerlerde veya yatak odasında, canlı resmi, kumar aleti veya
rahmet meleklerinin girmesine engel olan başka bir şey varsa, meleklerin
yapacağı duadan mahrum kalınır.
Ölüm hastasının bulunduğu odada, hayzlı, cünüp, canlı resmi, kumar
aleti, köpek, çalgı aleti ve rahmet meleklerinin girmesine engel olan başka şey
bulunmamalıdır.
Mümin, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini görüp, can
verme acısını duymaz. O odaya rahmet melekleri girmezse, o kimse ölürken
sıkıntılara maruz kalabilir.
Bir namaz vaktini cünüp geçirmek büyük günahtır. Sarhoş olmak, kumar
oynamak ve çalgı çalmak haramdır. (Berika)
Kendisi kullanmasa bile, herhangi bir çalgı aletini evinde
bulundurmak günah olur. (Hadika)
Kendi yapmasa bile, kötü şeyleri evinde bulundurmak kötü, kendi
yapmasa bile, iyi şeyleri bulundurmak iyidir. Mesela, Kur`an-ı kerimi, okumasını
bilmese de, bereketlenmek için evinde bulundurmak sevaptır.
(Hindiyye)
Kendi oynamasa bile evde iskambil kağıdı, tavla gibi kumar aletlerini
bulundurmamalıdır. Haramlardan, mekruhlardan kaçılırsa, rahmet meleklerinin
yapacakları dualardan istifade ederiz. Melekler masumdur, duaları red
edilmez.
Sual: Melekler Hazret-i Âdem`e secde etti
mi?
CEVAP
Melekler Âdem
aleyhisselama secde etmedi. Onun istikametine Allahü teâlâya secde etti. Biz
Kâbe`ye secde etmiyoruz, Kâbe istikametine dönerek Allah için secde
ediyoruz.
Sual: Melekler
sevinip üzülürler mi? CEVAP
Evet.
Sual: Kazalar azalınca veya yaşlılar
ölmeyince, Azrail tatilde demek caiz midir? CEVAP
Caiz değildir. Azrail aleyhisselam, vazifesini
ihmal etmez. Böyle söylemek vazifesini ihmal ettiği anlamına gelir. Meleklerle
alay etmekte de, küfre kadar götürür.
Sual: İblis, lanetlenmeden önce, meleklerin hocası
mıydı? CEVAP
Evet, meleklerin
hocası ve reisi idi. İslam âlimleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın emri ile,
bütün melekler, Adem aleyhisselama doğru secde etti. Meleklerin hocası olan
İblis, emri dinlemedi, secde etmedi. İmam-ı Salebi hazretlerinin, İbni Abbas
hazretlerinden rivayet ettiğine göre; İblis, meleklerle beraber idi. Ateşten
yaratılan cinler taifesinden idi. Melekler ise, nurdan yaratıldı. İblis`in
önceki adı Azazil idi. Cennetin bekçilerindendi. Dünya seması meleklerinin reisi
idi. Dünya, semasının ve yerin sultanıydı. Meleklerden ilimde üstün idi. Gök ile
yeryüzü arasını idare ediyordu, bunun için kendini büyük gördü. Bu hâli onu
Allah`a isyana sürükledi. Allahü teâlâ da onu, rahmetinden uzaklaştırdı.
(Camiul Ahkam)
İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki: (İblis, Cennet bekçilerinden idi, dünya semasının işlerini idare
ediyordu.)
Said bin Müseyyib buyuruyor ki: [Beyheki](İblis, Meleklerin reisi, hocası idi.) [İbni Cerir, İ.
Süyuti]
Melekler günah işlemez
Sual: Bir tefsirde, Hârut ile Mârut isimli
iki meleğin günah işlediği yazılıdır. Başka bir kitapta ise, meleklerin günah
işlemediği yazılıdır. Hangisi doğrudur?
CEVAP
Kur`an-ı kerimde iki
melek denmesi, cinlerin, meleklerin içinde olmasından dolayı idi. Hârut ile Mârût
cin taifesinden idi. Melekler günah işlemez. (Tefsir-i
Şeyhzâde, T. Kurtubi)
Sual: Cami kelimesi, Cebrail,
Azrail, Mikail, İsrafil isimli dört büyük meleğin isimlerinin baş
harflerinden mi meydana gelmiştir? CEVAP
Hayır, meleklerin isimleri ile ilgisi yoktur.
Cami, Arapça kelimedir. Dört değil, üç harflidir. Cim, mim ve ayn harfleri ile yazılır. Ayrıca, meleklerin üstünlük
sırası da, bu kelimeye uygun değildir. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri
buyuruyor ki:
Meleklerin birbirlerinden üstünlükleri vardır. En üstün dört
büyük melekten 1.si Cebrail, 2.si İsrafil, 3.sü Mikail, 4.sü Azrail`dir
[aleyhimüsselam].
(İtikadname)
Melekler ve İblis
Sual: Kur`anda, İblise değil, meleklere
secde emri verildiği bildiriliyor. Şeytana böyle bir emir verilmediği halde,
neden şeytan cezalandırılıp lanetlendi?
CEVAP
Hâşâ, Allahü teâlânın, yanlış, lüzumsuz bir şey
yapması, haber vermeden, suçsuz bir mahlukunu cezalandırması, yani zulmetmesi
hiç mümkün mü? İblis, Meleklerle beraber yaşıyordu, onların hocası idi. Allahü
teala, içinde, İblis`in de bulunduğu melekler topluluğuna emir verdi. O
toplulukta, İblis olmasa idi, verilen emirden sorumlu olmazdı. Âyet-i
kerimelerde, (Fakat İblis secde
etmedi) buyurulduğuna göre, İblis de, secde emri verilenlerden idi. Bir
âyet-i kerime meali şöyledir:
(Meleklere,
“Adem`e secde edin” demiştik. İblis hariç, hepsi secde etmişti. O,
cinlerden idi. Rabbinin emrinin dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da,
İblis`i ve onun avenelerini dost mu
ediniyorsunuz? Halbuki onlar, sizin düşmanınızdır. [Şeytanın yolundan
gidenleri dost edinerek, Cenneti verip Cehennemi almak] zalimler için, ne kötü bir değiş tokuştur.) [Kehf
50]
Şeytanın, secde ile emrolunduğunu bildiren, iki hadis-i şerif meali
şöyledir:
(Ademoğlu, secde âyetini okuyup da, secde edince,
şeytan ağlayarak uzaklaşır. Sonra şöyle der: Yazık bana, ademoğlu secdeyle
emrolundu ve secde ettiği için Cennete kavuştu. Ben de secdeyle emrolundum, ama
isyan ettiğim için, Cehenneme müstahak oldum.) [Müslim]
Sual: İmanın ikinci şartı
nedir? CEVAP
İmanın ikinci
şartı, Meleklere imandır. Amentü`deki, (Ve melaiketihi) ifadesi, Allahü teâlânın
meleklerine inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir.
Sual: Meleklere iman nasıl
olmalıdır? CEVAP
Melekler,
Hayat sahibi, diri, nurani yaratıklar olup, akıl sahibidirler. Allahü teâlânın
sevgili ve kıymetli kullarıdır, ortakları ve kızları değildir. Allahü teâlânın
emirlerine itaat ederler, isyan etmezler. Günah işlemezler. Erkek ve dişi
değildir. Evlenmezler, doğurmazlar, çoğalmazlar, çocukları olmaz, yiyip
içmezler. Allahü teâlâ, bunlardan bazılarını peygamber olarak seçmiştir. Diğer
meleklere vahiy [haber] götürmek görevi ile
şereflendirmiştir. Peygamberlerin kitaplarını ve sayfalarını getiren de
bunlardır. Mesela Enam suresini Cebrail aleyhisselam ile birlikte 70 bin melek
getirmiştir. Bunlar hata etmez, unutmaz. Hile yapmaz, aldatmazlar. Bunların
Allahü teâlâdan getirdikleri hep doğrudur, şüpheli, ihtimalli değildir.
Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri yoktur.
En üstünleri 4 tanedir:
Cebrail
aleyhisselam: Meleklerin en üstünüdür. Vazifesi, Peygamberlere vahiy
getirmek, emir ve yasakları bildirmektir. Cebrail aleyhisselamın günah
işleyeceğini veya yanlış bir iş yapacağını sanmak çok tehlikelidir. Çünkü Allahü
teâlâ buyurdu ki: (Ey Resulüm de ki;
“Cebrail`e düşman olan,
Allah`a düşmandır.” Çünkü o,
Kur`an-ı kerimi, Allah`ın izniyle, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, bir
hidayet rehberi ve müminler için müjdeci olarak senin kalbine
indirmiştir.) [Bekara 97]
İsrafil aleyhisselam: Sura üfürmekle
vazifelidir. Birinci üfürmesinde hasıl olan sesi işiten, Allahü teâlâdan başka
her diri ölecek, ikincisinde hepsi tekrar
dirilecektir.
Mikail
aleyhisselam: Rızk gönderilmek, ucuzluk,
bolluk, kıtlık, pahalılık ve her maddeyi hareket ettirmekle
vazifelidir.
Azrail
aleyhisselam: İnsanların ruhunu almakla vazifelidir.
Bunlardan sonra dört sınıf melek vardır. Hamele-i Arş denen melekler
dört tanedir. Huzur-i ilahide bulunan meleklere, Mukarrebin denir. Azab meleklerinin büyüklerine Kerubiyan, rahmet meleklerine Ruhaniyan denir. Cennet meleklerinin büyüğünün adı Rıdvan, Cehennem meleklerinin büyüğünün adı Malik`tir. Cehennem meleklerine Zebani denir. Bunlar, Cehennemde emredilen vazifelerini
yapar. Denizin balığa zararlı olmaması gibi, Cehennem ateşi de bunlara zarar
vermez. İnsanların iki omuzunda bulunup, iyiliklerini ve kötülüklerini yazan
Kiramen katibin ismindeki iki melek ile, cinden
koruyan meleklere, Hafaza melekleri denir. Sayısı en
çok olan mahluk meleklerdir.
“Zebani gibi bir zalim”, “Azrail gibi cani, işkenceci bir Zebani”,
“Çocuğunuzu terbiye etmezseniz, anarşist olur, Azrail ve Zebani olur” gibi
sözler uygun değildir. [Bunları mecaz olarak da örnek vermek
uygun değildir. Allahü teâlânın emrine uyarak iman eden, emir ve yasaklara uyan
müslümanlara mesela namaz kılan, oruç tutan, kul hakkı yemeyen, zina etmeyen
müslümanlara ahmak, gerici, örümcek kafalı denir mi hiç? Bunun gibi, Allahü
teâlânın emrini yerine getiren meleklere cani, işkenceci, zalim denir mi hiç?
Mecazı da, örneği de, şakası da çok çirkindir.] Meleklere hakaret eden
Müslüman dinden çıkar. Bütün melekler günahsızdır, cani, işkenceci, zalim
değildir. Allahü teâlânın emrini yerine getirirler.
(Feraid-ül-fevaid)
Sual: (Ecelin hoyrat eli) demek küfür
müdür? CEVAP
Evet. Çünkü Azrail aleyhisselamın Allahü teâlânın
emri ile can alması hoş karşılanmamış, ona hakaret edilmiş oluyor. Günahsız olan
meleklere her ne şekilde olursa olsun hakaret etmek, onları kusurlu bulmak küfrü
gerektirir. (Birgivi)
Bunun gibi, (Bu ibadetin sevabını yazacak melek
yok) diyerek melekleri, dolayısıyla Allahü teâlâyı aciz bilmek de çok
tehlikelidir.
Sual: Melekleri
hep kanatlı kız şeklinde yapıyorlar. Kızlara melek ismini veriyorlar. Dört büyük
meleğin ismini kızlara koymakta mahzur var mıdır? CEVAP
Melekleri kız şeklinde yapanlar, Hıristiyanlardır.
Bir de onların etkisi altında kalan cahillerdir. Meleklerde erkeklik, dişilik
yoktur. Melek ismini, kız çocuğuna değil de, erkek çocuğa koymak daha uygun
olurdu. En azından melekleri kız sanma ihtimali ortadan kalkardı. Ama şimdi
alışılmıştır. Erkeğe melek ismi koymak yadırganabilir. Ecdadımız, dört büyük
meleğin ismini erkeklere koymuşlar, böylece onların kız olmadıkları intibaı
yayılmış olmaktadır. Erkek çocuklarına Cebrail, Mikail, İsrafil ismini koymak uygun olur. Cennet meleklerinin en
büyüğü Rıdvan`dır. Cehennem meleklerinin büyüğü de
Malik`dir. Bunların
ismi de erkek çocuğa konabilir. Kız çocuklarına da koymak caiz ise de,
Hıristiyanlara benzememek için koymamalı. Azrail ismi
de caizdir. Ancak diğer çocukların alay etmesine yol açabilir. Onun için Azrail
ismini koymak uygun görülmemiştir. Melekler hakkında Kur`an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki: (Ahirete inanmayanlar,
meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.) [Necm
27]
(Rabbiniz oğulları size ayırdı da,
kendisi için kız olarak melekleri mi edindi?) [İsra
40]
(Putperestlere de ki: Kızlar
Rabbinin de erkekler onların mı? Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız
olarak mı yarattık?) [Saffat 149,150]
Sual: Hangi hallerde eve rahmet melekleri
girmez? CEVAP
Günah işlenen
yerlere, mesela kumar oynanan, içki içilen, herhangi bir çalgı aleti, mesela tv
bulunan yerlere rahmet melekleri girmez. Böyle yerlerde namaz kılmak mekruh olur
ve edilen dua da kabul olmaz. (Nisabül-ahbâr)
Mekruh olarak kılınan namaz sahih olur. Yani o kimse, namaz borcundan
kurtulursa da, namaz kılmakla hasıl olacak büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i
şeriflerde buyuruluyor ki: (Canlı resmi,
köpek ve cünüp bulunan yere rahmet melekleri girmez.)
[Nesai] (Sarhoş olan kimseye rahmet
melekleri yaklaşmaz.) [Bezzar]
(Akraba ziyareti yapmayan kimselerin bulunduğu yere rahmet
melekleri gelmez.) [Taberani] (Heykel [ve her çeşit insan ve hayvan biblosu]
bulunan odaya rahmet melekleri
girmez.) [Müslim]
(Cers [çan, çıngırak] bulunan odaya rahmet melekleri girmez.)
[Nesai] (Cers, şeytanın
mizmarıdır.) [Müslim]
[Mizmar her türlü çalgı aletidir. (Müncid)]
Bir ihtiyaç olmadan oyun, eğlence için cers takılı hayvana binmek
mekruhtur. Cers bulunan kervana rahmet melekleri gelmez.
(Tergib-üs-salât)
Şeyh-ül-İslam Ahmet ibni Kemal efendi hazretleri
buyuruyor ki: (Mizmarları kırmak için
gönderildim) hadis-i şerifi, (Her çeşit çalgıyı yasak etmekle emrolundum)
demektir. (Kırk hadis)
Allahü teâlâ, şeytana (Senin
müezzinin mizmardır) buyurdu. (Ebu Nuaym)
Müezzin, ezan okuyan,
insanları ibadete çağıran kimsedir. Şeytanın müezzini ise, insanları günah
işlemeye çağırır. Bu da mizmarların her çeşididir.
Sual: Rahmet melekleri eve girmezse, ne
kaybımız olur? CEVAP
Melek
girmeyen eve şeytan girer. Hadis-i şeriflerde buyuruldu
ki: (Misafir, sofrada iken, melekler ev
sahibine dua eder.) [Taberani] (Sirke yiyen kimselere, iki melek, yemek bitinceye kadar dua
eder.) [İbni Asakir] (Melekler,
sahura kalkan kimselere dua eder.) [İmam-ı Ahmed]
Eğer sofrada içki
veya meleklerin girmesine mani olan bir şey varsa, o kişi meleklerin yapacağı bu
duadan mahrum kalır.
Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bana salevat getirenin, günahlarının affolması için melekler dua
eder.) [Ey oğul ilmihali] (Allahü
teâlânın zikredildiği yerlere, melekler rahmet saçar.)
[Ebuşşeyh] (Kur`an-ı kerimi
hatmedene 60 bin melek dua eder.) [Hazinet-ül-esrar,
Deylemi] (Bir kimse, uygunsuzluk
yapmadıkça, namaz kıldığı yerden ayrılıncaya kadar, melekler, “Ya Rabbi,
buna rahmet et” diye dua ederler.)
[Nesai]
Eğer salevat getirilen, zikredilen, Kur`an
okunan ve namaz kılınan yerde, çalgı aleti veya meleklerin girmesine engel olan
başka bir şey varsa, meleklerin yapacağı duadan mahrum kalınır.
Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Melekler, insanlara iyilik öğreten kimselere dua ederler.)
[Tirmizi] (Din kardeşinin bir işini
yapana binlerce melek dua eder.) [İbni Mace] (Yatağa abdestli yatan kimse için, o gece bir melek sabaha
kadar, “Ya Rabbi, bunu affet” diye
dua eder.) [Hakim]
Eğer o yerlerde veya yatak odasında, canlı resmi, kumar aleti veya
rahmet meleklerinin girmesine engel olan başka bir şey varsa, meleklerin
yapacağı duadan mahrum kalınır.
Ölüm hastasının bulunduğu odada, hayzlı, cünüp, canlı resmi, kumar
aleti, köpek, çalgı aleti ve rahmet meleklerinin girmesine engel olan başka şey
bulunmamalıdır.
Mümin, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini görüp, can
verme acısını duymaz. O odaya rahmet melekleri girmezse, o kimse ölürken
sıkıntılara maruz kalabilir.
Bir namaz vaktini cünüp geçirmek büyük günahtır. Sarhoş olmak, kumar
oynamak ve çalgı çalmak haramdır. (Berika)
Kendisi kullanmasa bile, herhangi bir çalgı aletini evinde
bulundurmak günah olur. (Hadika)
Kendi yapmasa bile, kötü şeyleri evinde bulundurmak kötü, kendi
yapmasa bile, iyi şeyleri bulundurmak iyidir. Mesela, Kur`an-ı kerimi, okumasını
bilmese de, bereketlenmek için evinde bulundurmak sevaptır.
(Hindiyye)
Kendi oynamasa bile evde iskambil kağıdı, tavla gibi kumar aletlerini
bulundurmamalıdır. Haramlardan, mekruhlardan kaçılırsa, rahmet meleklerinin
yapacakları dualardan istifade ederiz. Melekler masumdur, duaları red
edilmez.
Sual: Melekler Hazret-i Âdem`e secde etti
mi?
CEVAP
Melekler Âdem
aleyhisselama secde etmedi. Onun istikametine Allahü teâlâya secde etti. Biz
Kâbe`ye secde etmiyoruz, Kâbe istikametine dönerek Allah için secde
ediyoruz.
Sual: Melekler
sevinip üzülürler mi? CEVAP
Evet.
Sual: Kazalar azalınca veya yaşlılar
ölmeyince, Azrail tatilde demek caiz midir? CEVAP
Caiz değildir. Azrail aleyhisselam, vazifesini
ihmal etmez. Böyle söylemek vazifesini ihmal ettiği anlamına gelir. Meleklerle
alay etmekte de, küfre kadar götürür.
Sual: İblis, lanetlenmeden önce, meleklerin hocası
mıydı? CEVAP
Evet, meleklerin
hocası ve reisi idi. İslam âlimleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın emri ile,
bütün melekler, Adem aleyhisselama doğru secde etti. Meleklerin hocası olan
İblis, emri dinlemedi, secde etmedi. İmam-ı Salebi hazretlerinin, İbni Abbas
hazretlerinden rivayet ettiğine göre; İblis, meleklerle beraber idi. Ateşten
yaratılan cinler taifesinden idi. Melekler ise, nurdan yaratıldı. İblis`in
önceki adı Azazil idi. Cennetin bekçilerindendi. Dünya seması meleklerinin reisi
idi. Dünya, semasının ve yerin sultanıydı. Meleklerden ilimde üstün idi. Gök ile
yeryüzü arasını idare ediyordu, bunun için kendini büyük gördü. Bu hâli onu
Allah`a isyana sürükledi. Allahü teâlâ da onu, rahmetinden uzaklaştırdı.
(Camiul Ahkam)
İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki: (İblis, Cennet bekçilerinden idi, dünya semasının işlerini idare
ediyordu.)
Said bin Müseyyib buyuruyor ki: [Beyheki](İblis, Meleklerin reisi, hocası idi.) [İbni Cerir, İ.
Süyuti]
Melekler günah işlemez
Sual: Bir tefsirde, Hârut ile Mârut isimli
iki meleğin günah işlediği yazılıdır. Başka bir kitapta ise, meleklerin günah
işlemediği yazılıdır. Hangisi doğrudur?
CEVAP
Kur`an-ı kerimde iki
melek denmesi, cinlerin, meleklerin içinde olmasından dolayı idi. Hârut ile Mârût
cin taifesinden idi. Melekler günah işlemez. (Tefsir-i
Şeyhzâde, T. Kurtubi)
Sual: Cami kelimesi, Cebrail,
Azrail, Mikail, İsrafil isimli dört büyük meleğin isimlerinin baş
harflerinden mi meydana gelmiştir? CEVAP
Hayır, meleklerin isimleri ile ilgisi yoktur.
Cami, Arapça kelimedir. Dört değil, üç harflidir. Cim, mim ve ayn harfleri ile yazılır. Ayrıca, meleklerin üstünlük
sırası da, bu kelimeye uygun değildir. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri
buyuruyor ki:
Meleklerin birbirlerinden üstünlükleri vardır. En üstün dört
büyük melekten 1.si Cebrail, 2.si İsrafil, 3.sü Mikail, 4.sü Azrail`dir
[aleyhimüsselam].
(İtikadname)
Melekler ve İblis
Sual: Kur`anda, İblise değil, meleklere
secde emri verildiği bildiriliyor. Şeytana böyle bir emir verilmediği halde,
neden şeytan cezalandırılıp lanetlendi?
CEVAP
Hâşâ, Allahü teâlânın, yanlış, lüzumsuz bir şey
yapması, haber vermeden, suçsuz bir mahlukunu cezalandırması, yani zulmetmesi
hiç mümkün mü? İblis, Meleklerle beraber yaşıyordu, onların hocası idi. Allahü
teala, içinde, İblis`in de bulunduğu melekler topluluğuna emir verdi. O
toplulukta, İblis olmasa idi, verilen emirden sorumlu olmazdı. Âyet-i
kerimelerde, (Fakat İblis secde
etmedi) buyurulduğuna göre, İblis de, secde emri verilenlerden idi. Bir
âyet-i kerime meali şöyledir:
(Meleklere,
“Adem`e secde edin” demiştik. İblis hariç, hepsi secde etmişti. O,
cinlerden idi. Rabbinin emrinin dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da,
İblis`i ve onun avenelerini dost mu
ediniyorsunuz? Halbuki onlar, sizin düşmanınızdır. [Şeytanın yolundan
gidenleri dost edinerek, Cenneti verip Cehennemi almak] zalimler için, ne kötü bir değiş tokuştur.) [Kehf
50]
Şeytanın, secde ile emrolunduğunu bildiren, iki hadis-i şerif meali
şöyledir:
(Ademoğlu, secde âyetini okuyup da, secde edince,
şeytan ağlayarak uzaklaşır. Sonra şöyle der: Yazık bana, ademoğlu secdeyle
emrolundu ve secde ettiği için Cennete kavuştu. Ben de secdeyle emrolundum, ama
isyan ettiğim için, Cehenneme müstahak oldum.) [Müslim]
Tesbih namazı,tesbih edilerek kılınan bir namazdır; menduptur, yani sevabı çok olan nafile namazlardan biridir.
Arapça bir kelime olan “tesbih“, Allah Teâlâ‘yınoksan sıfatlardan tenzih, kemâl sıfatlarla tavsif etme ve ululama manasına gelir. Dört rek’at olan bu namazda üçyüz defa“Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vellâhu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym“dendiği için bu ismi almıştır.
Tesbih namazının muayyen-belli bir vakti yoktur. Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir. Bununla birlikte CumavePazarakşamları
ve sair mübarek gün ve gecelerde kılınması daha faziletlidir. Bu namazı
dört rek’at olarak kılmak caiz olduğu gibi, iki rek’atın sonunda selam
vererek ayrı ayrı ikişer rek’at halinde kılmak da caizdir.
Tesbih namazıtevbenin,
istiğfarın en büyüğü… Sadece kavlen/dille-sözle değil, bütün vücutla
fiilen yapılanıdır. Yani fiilî istiğfardır. Ecri-sevabı çok büyüktür. Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.), amcası Hz. Abbas’a (r.a.), “Bu namazı kıldığın vakit günahının öncesi ve sonrası, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten(bilerek-bilmeyerek)yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve aşikâr olanı mağfiret edilmiş olur…”(1)buyurmuşlardır.
Tesbih namazıhakkında Kur’an’da geçen herhangi bir ayet yoktur; ancak bu namaz hakkındaResûlüllah Efendimiz’den (s.a.v.), yukarıda da bir kısımını zikrettiğimiz hadis-i şerif varid olmuştur. Hazret-i İkrime‘den ve o da Hazret-i İbn Abbas‘tan (r.anhüm) rivâyet etmişlerdir ki, Resûlü Ekrem Efendimiz(s.a.v.) muhterem amcaları Hazret-i Abbas‘a (r.a.) hitabenTesbih Namazıile alakalı dikkat çekici şu tavsiyelerde bulunmuşlardır:
“Ey
Abbas! Amcacığım! Sana bir şey vereyim mi, sana bir bağışta bulunayım
mı? Sana bir özellik tanıyayım mı? Sana on haslet ölçüsü vereyim mi?
Sen bu on hasleti yerine getirdiğin zaman, Allah senin geçmiş ve
gelecek, eski ve yeni, bilerek veya bilmeyerek yaptığın, gizli veya
aşikâr yapılan, küçük büyük bütün günahlarını affeder, bağışlar. Bu on
haslet şunlardır:
“Dört
rek’at namaz kılarsın, her rek’atında Fatiha suresini ve başka bir sure
okursun. Birinci rek’atta kıraatı bitirdikten sonra, ayakta iken on beş
defa:‘Sübhânellâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber (velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym)’dedikten
sonra rükua varırsın ve aynı tesbihi on defa rükûda söylersin. Sonra
başını kaldırıp, ayakta on defa söylersin. Sonra secdeye gider on defa
orada söylersin. Birinci secdeden sonra iki secde arasındaki oturuşta
on defa söylersin. İkinci secdeye vardığında yine on defa ve başını
secdeden kaldırınca da on defa söylersin. Böylece bir rek’atta yetmiş
beş defayı tamamlamış olursun.
“Ey
amcacığım! Eğer güç yetirebilirsen, her gün bu namazı bir defa
kılarsın. Buna güç yetiremediğin takdirde, her cuma bir defa kılmaya
çalışırsın. Bunu da yapamazsan, her sene bir defa kılmaya çalış. Bunu
da yapamazsan hiç olmazsa ömründe bir defa olsun kıl.”(2)
TESBİH NAMAZININ KILINIŞI
Tesbih namazı4 rek’attir. Bu namazda 300 defa şu tesbih okunur:
• 15 kere Sübhâneke’den sonra (Fâtiha ve zamm-ı sûreden önce),
• 10 defa Eûzü Besmele, Fâtiha ve zamm-ı sûreden sonra,
• 10 defa Rükûda,
• 10 defa Rükûdan kalkınca ayakta (kavmede),
• 10 defa Birinci secdede,
• 10 defa İki secde arasındaki oturmada (celsede),
• 10 defa İkinci secdede,
Birinci rek’atte okunan bu tesbihlerin adedi 75′tir. İkinci rek’atte
aynı sıralama ile yine 75 defa okunur. Üçüncü ve dördüncü rek’atler de
böyle kılınır. (3)
Bütün namazlarda olduğu gibi, tesbih namazında da, Kur’an’dan bir şey
okunacağı zaman, Kur’ân-ı Kerim’in herhangi bir yerinden okumak
mümkündür. “Şu sure okunmaz veya mutlaka şu sureyi okumak gerekir” diye
bir şart yoktur. Ancak İbn Abbas’a (r.a.),“Bu namaz için belirlenmiş bir sûre biliyor musun?”diye sorulunca,“Evet, et-Tekâsür, el-Asr, el-Kâfirûn, ve el-İhlâs” diye cevap vermiştir.(4)
***
Tesbih Namazı, kılınması teşvik edilmiş bir namazdır. Bunu alışkanlık haline getirmek müstehaptır. Tembelllik etmemek lâzımdır.
Kılmasını bilmeyenlerin de istifade etmesi, öğrenmeleri maksadıyla
cemaatle de kılınabilir. Cemaatle kılınırsa imam olacak kimse bu namazı
kılmayı evvela nezreder ve namazı kıldırırken kıraatı ve tesbihleri her
yerde cehrî (sesli) okur. Cemaat ise sükut eder, dinler. (5)
Tesbih namazında
yanılma olursa, sehiv secdesinde bu ilave tesbihlerin okunması
gerekmez. Namaz kılan aklında bu tesbihlerin sayılarını tutabiliyorsa,
bastırarak da olsa parmakları ile saymaz.
CEVAP Cehennemin ve Cennetin sonsuz olduğuna dair birçok âyet-i kerime vardır. Mesela Bekara25, A.İmran116, Maide85, Enam128, Tevbe68, Hud107.
Âyet-i kerimede Cehennem için de, Cennet için de (Hüm fiha halidun= Onlar orada ebedi kalırlar) buyuruluyor. (Bekara81, 82)
Ebedilik sıfatı
Sual:
Kur`an-ı kerimde, kâfirlerin Cehennemde, müminlerin Cennette, ebedi
kalacağı bildiriliyor. Böyle olunca, Allahü teâlâdan başka şeyler için
de, ebedilik sıfatı kullanılmış olmaz mı?
CEVAP Bunların var
olmaları, varlıkta durmaları, kendilerinden olmadığı gibi, ebedi
olmaları da, kendilerinden değildir. Bunları, ebedi yapan, Allahü
teâlâdır. Allahü teâlâ, ”Ol!” derse, var olur, ”Yok ol!” derse, yok olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mahlûkların yok olacaklarına inanmak, yoktan var edildiklerine inanmak gibi, imanın şartıdır. (Arş, Kürsi, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem ve Ruh denilen mahlûklar yok olmayacak, sonsuz var olacaklardır)
ifadesi, bunlar yok olamaz demek değildir. Allahü teâlâ, var etmiş
olduğu şeylerden, dilediklerini, tekrar yok edecek, dilediklerini de,
yalnız kendi bileceği fayda ve sebeplerden dolayı, hiç yok etmeyecek,
bunlar ebedi, yani sonsuz var olacaklardır demektir. Allahü teâlâ,
dilediğini yapar ve istediğini emreder. Demek ki, âlem yani her şey,
Allahü teâlânın dilemesi ve kudreti ile vardır. Var olmaları için ve
varlıkta kalmaları için, Allahü teâlâya muhtaçtır; çünkü baki olmak
demek, varlığın her an devam etmesi demektir. Başka bir şey olmak demek
değildir. Hem var olmak, hem de varlıkta kalabilmek, Allahü teâlânın
iradesi, dilemesi ile olur.
(3/57)
Cennet de, Cehennem de dolacaktır
Sual:
(Cennette boş yer kalınca, doldurmak için yeni insanlar yaratılacaktır)
diyenler olduğu gibi, (Cehennemdeki bütün insanlar çıkacak, böylece
Cennet dolacak, Cehennemde kimse kalmayacaktır) diyenler de var.
Hangisi doğrudur? CEVAP İkisi de doğru değildir. Allahü teâlâ, Cenneti de, Cehennemi de
dolduracaktır. Müminler, Cennette ebedi kalacak ve sayıları hiç
eksilmeyecektir. Kâfirler de, Cehennem de sonsuz kalacak ve sayıları
eksilmeyecektir. Cehennemden sadece, günahkâr müminler, cezalarını
çektikten sonra çıkıp Cennette girecek ve orada sonsuz kalacaklardır. Ebedi olan Cennet ve Cehennemin dolacağını bildiren bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cennet, ” Bana güçsüzler ve yoksullar
girecektir ” diye bazı deliller bildirdi. Cehennem de, ” Bana da,
cebbarlar ve kibirliler girecektir ” dedi. Allahü teâlâ da buyurdu ki:
” Ey Cehennem, sen benim azabımsın; dilediğim kimseleri[kâfirleri] seninle cezalandırırım. Ey Cennet, sen de benim rahmetimsin; dilediğim kimselere[müminlere]seninle rahmet ederim. İkinizi de dolduracağım.”)[Müslim]
GIDA
RAPORU-EKMEK VE UN KOMİSYONU’NUN, EKMEKTE KANSER VE ALLERJİ RİSKİ
OLUŞTURAN BEYAZLATICI KİMYASALLAR OLAN “E924 POTASYUM BROMAT” ve “E928 BENZOİL PEROKSİT”İN KULLANILMASINDAKİ ARKA PLÂN RAPORU
Ekmeklik
un imalatında kullanılan buğdaylar genellikle sert veya yarı sert
buğdaylardır. Bu buğdaylar son yıllarda özellikle ya ithal tohum
ekilerek, ya da ithal tohumla elde edilen buğdayın kalitelisinden
tohumluk diye ayrılarak ekilir.
İthal
tohumculukta ciddi kontrol olmadığı için ticari olarak yapılan ithal
tohumlar Türkiye’de buğday kalitesini önemli ölçüde etkilemiştir. Bir
de süne ile mücadelenin yetersiz oluşundan ötürü, buğday rekoltesi iyi
olduğu yıllarda bile Türkiye buğday ithal eder duruma gelmiştir.
Kaliteli
buğdayın fiyatı aralık 2004 itibariyle 430 000.-TL /kg’dır. Kaliteli un
elde etmek için kaliteli buğday şart, ancak bu olaya ticari açıdan
bakan bazı firmalar (çok ciddi firmalar bunun dışındadır) 300
000.-TL/kg fiyattan aldıkları kalitesiz buğdaydan imal ettiği unu
değerlendirebilmek için una katkı ilave etmektedir. Bu katkının zararlı
olup olmadığı onun için önemli değildir. Ayrıca fırıncılar da her ne
kadar kullanmıyoruz diyorlarsa da, birçok maddenin karışımı olan ekmek
ve pasta katkılarını kullanmaktadırlar.
Bunun ne
imalat safhasında kontrolu, ne de imalattan sonra araştırması
yapılıyor. Kaliteli buğdaydan, kaliteli un imal ettiğiniz zaman unun
çuvalı fiyatı % 25 daha pahallıdır. Ticari olarak fırıncı da ucuz undan
ekmek yapıp satmak ister haklı olarak, çünkü ekmek fiyatı aynı.
Burada en
büyük yanlış; ekmek fiyatının tip 550 una göre belirlenmesi.
Kanaatimizce, ekmek tip 650-750 undan yapılmalı ve ekmek içinde bir
miktar sağlıklı olan kepek her zaman bulunmalı.
Diğer
ekmekleri imalattan kaldırmakta fayda var. Özellikle beyaz ekmek tercih
edecek vatandaşı eğitmek lazım ki ekmeğin beyazının, hem katkılardan
dolayı, hem de üç beyaz zehir (un, tuz, şeker)den birisi olduğu
bilincine gelsin. Ancak, tüketicilerin pek çoğu sağlıklı beslenme
açısından tıp uzmanlarınca kesinlikle önerilmeyen beyaz undan üretilen
beyaz ekmeği bilinçsizce talep etmektedir. Bu sebepten un tüketicileri
sadece daha ucuz olan hafif sarı unları değil, beyaz unları dahi daha
da beyaz yapmak ve böylece tüketicinin ‘çok beyaz ekmek’ arzusunu
yerine getirmek ve az kârlı beyaz un üretimini kârlılığa dönüştürmek
için kanserojen olduğu bilinen ve çoğu gelişmiş ülkede yasaklanan
kimyasal maddeleri kullanmaktadırlar. İşte bu tezatlık ve ticari
rekabet, bilinçsiz beslenmeyle birleşince, beyazlatıcılar kullanılmaya
başlanıyor. Daha beyaz görünen un elde etmek için, benzoil peroksit
(E92 ve potasyum bromat (E924) gibi zararlı maddeleri beyazlatıcı olarak kullanıyorlar.
Beyazlatıcılar
genellikle kalitesiz buğdaydan un elde etmek için kullanılır.
Beyazlatıcı kullanımında fırıncıların direkt bir rolleri yoktur. Katkı
üreten ve ithal eden firmalar incelensin, eğer fatura kesiyorlarsa
fırıncıların rolü olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Tek sorumluluk un
üreticilerindedir. Elbette tüm firmaları aynı kefeye koymak haksızlık
olur. Bu konuda hassas olan firmalar var. Ancak talep bilinçsiz
beslenmeye alışmış tüketici ve dolayısı ile fırıncılardan gelmektedir.
Fırıncılar satın aldıkları unda beyazlatıcı olup olmadığını anlamak
için unu analiz ettirmek zorundadır.
Ancak şunu
unutmamak lazım ki her tüketici, maliyetinden ucuz aldığı un ve unlu
mamülleri sorgulamak zorundadır. Fırıncılar çoğu zaman bunu yapmamakta,
ucuzu, çoğu zaman da ucuzun ucuzunu aramaktadırlar. Bu sebeple
beyazlatıcı kullanarak halkımızı zehirleyen BAZI un üreticileri kadar
UCUZ UN ALAN BAZI FIRINCILAR da doğrudan bu aldatmacadan sorumludurlar.
BU
PROBLEMİN AŞILMASININ TEK YOLU, TOPLUMUN GENİŞ KAPSAMLI KAMPANYALARLA
UYARILARAK EĞİTİLMESİ VE SAĞLIKLI OLAN KEPEKLİ EKMEK YEME
ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASIDIR. EN İYİ KONTROLÖR TÜKETİCİDİR.
Kibir, kişinin kendisinde bulunan ilim, mevkî ve doğruluk gibi hususiyetleri başkasından üstün görmesidir. Bu,
Allah’ın kızgınlığına, insanların hoşnutsuzluğuna sebep olduğu için
sahibini felâkete götüren bir hastalıktır (et-Tâc, V, 31).
İnsan ruhunun arındırılması gereken kötülüklerden biri olan kibir, Râğıbu’l-İsfahânî’ye (Ö. 503/1109) göre, “Kendini beğenen insanın, bu isteğini nefsine tahsis ederek, kendini başkalarından daha büyük görmesidir” (Rağıbu’l-Isfahânî, el-Müfredât, s. 421). Kibir, tekebbür ve istikbâr birbirine yakın manada kullanılmışlardır.
İmam Birgivî (Ö. 981/1573) kibir için, “Kalbin hastalıklarındandır; kendini yüksekte görerek, karşısındakinin üstünde saymaktır; zıddı zaaftır” (Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye, s. 68 vd.) demiş, bazı
ayet-i kerîmelerle kibri tanıtmaya çalışmıştır. Kur’an-ı Kerîm, kibiri,
kibirden türeyen davranışları açıklamış, kibir ve örneklerini teşhir
ederek zararlarını belirtmiş, ondan kaçınmanın ahlâkî bir zaruret
olduğunu ortaya koymuştur: “Meleklere,
Âdem’e secde edin’ demiştik. İblis müstesna hepsi secde ettiler. O
kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu” (el-Bakara, 2/34).
“Yeryüzünde
haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar
bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol
olarak benimsemezler… (el-A’râf, 7/146).
“Allah büyüklük taslayanları sevmez” (en-Nahl, 16/23). Kibir,
önce kişinin inanç dünyasına tesir ederek, hak ve doğruya inanmasına
engel olur, Allah’ın birliğine, peygamberlere ve âhiret gününe
inanmayanların inançsızlığa kibir yüzünden sürüklendikleri
anlaşılmaktadır (en-Nahl,16/22; es-Sâffât, 37/35; el-Bakara, 2/87;
el-A’râf, 7/75-76, 88; Nûh, 71/7; Yunus, 10/75; el-Mü’minûn, 23/27,
46-47).
Kibir,
ferdin Allah’a kul olma ve ona itaat etme görevini engelleyen davranış
olduğu için Kur’an bunun neticesine şöyle işaret eder:
“Kim, Allah’a kulluktan, O’na ibadetten çekinir ve büyüklenirse, bilsin ki, (Allah) kıyamette herkesi huzurunda toplayacaktır” (en-Nisâ, 4/172).
Çünkü Allah, zatına dua ve ibadet edilmesini istemekte; büyüklenerek kaçınanların, “küçülmüş kimseler olarak” cehenneme gireceklerini (el-Mü’minûn, 40/60) haber vermektedir. Buna
karşılık Allah’a ibadette büyüklük göstermeyen melekler övülerek,
insanlar da bu harekete teşvik edilmektedir (el-A’râf, 7/206;
el-Enbiyâ, 21 / 19).
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah cc söyle buyurdu
“Büyüklük ve azamet örtümdür. Bu bakımdan bunlardan biriyle kim bana nizaa kalkışırsa, onu ateşe atarım “ (Ebû Dâvûd Libâs, 25; İbn Mâce, Zühd, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 248).
Allah’ın
Resulu (s.a.s.) yüce mertebesinde tevâzu * yönünden insanların en
ileride olanıydı. Abdullah İbn Amr der ki: Resulullah’ın, kızıl bir
devenin sırtında cemrelere taş attığını, önünde herhangi bir kimsenin
dövülüp kovulduğunu ve “yol açınız, yol açınız”
denildiğini görmedim. Resulullah (s.a.s.) hastalan ziyaret eder,
cenazelerin arkasında gider, kölelerin davetine icabet ederdi.
Ayakkabılarım bizzat pençeler, elbisesini yamalar, aile efrâdıyla
beraber evinde onların ihtiyaçlarına koşardı. Bir
gün huzur-u saadetine bir adamcağız getirildi. Adam Resulullah’ın
heybetinden tir-tir titremeye başladı. Efendimiz (s.a.s.) o adama:
“Canını sıkma! Ben padişah değilim. Ben ancak Kureyş soyundan gelen ve kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” diyerek o kişiyi teskin etti.
Aişe vâlidemiz (r.anha), “Ey Allah’ın Resulu, Allah benim canımı sana feda etsin: Yaslanarak ye; çünkü yaslanarak yersen senin için daha kolay olur” deyince, bu ısrarına bir karşılık olarak Resulullah, alnı yere değercesine mübârek başını eğdi ve sonra şöyle dedi: “Hayır, ben kölenin yediği gibi yer ve kölenin oturduğu gibi otururum.” Büyüklenme üç kısımdır: a) Cehâlet ve azgınlıktan ötürü bazı kulların kendilerini Allah’tan büyük görmeleri; b) Peygamber’e karşı, O’nun buyruklarını küçümsemek, O’nu alelâde biri olarak görmek, prensiplerini hafife almak; c) Etrafında bulunan insanları küçük görüp, kendini büyük görmek.
İnsan
ruhunu çeşitli tezahürleriyle körelten zararlarına Kur’an-ı Kerîm’in
genişçe bir açıdan baktığı kibir, maddî hayatta zararın ve kaybın
sebebidir. Kibir örneklerinde gördüğümüz gibi büyüklenenler henüz
dünyada iken, hareketlerinin cezasını çekerek helâk olmuşlardır.
Büyüklenme ve çoğunluğa güvenmenin özellikle savaşta acı sonucuna
dikkati çeken Kur’an, Huneyn muharebesindeki durumu şöyle
anlatmaktadır: “O vakit, Huneyn’de çokluğunuz size güven vermişti de, bir faydası olmamıştı”(et-Tevbe, 9/25).
Şu da var ki ilâhî yardım inananların imdadına yetişti ve Huneyn’de küffâra karşı galip geldiler. Büyüklenmenin manevî zarar ve kötülükleri, ceza ve azap şeklinde tecelli edecektir. Şüphesiz
kibirlenme insanlığı yokluğa iter. Onun giderilmesi gerekir; fakat bu
kuru temenni ile değil, manevî ilâçla ve kibir ağacını kalpten söküp
atacak vasıtaları kullanmakla mümkündür. Bu da iki şekilde olur: a)
Asıl ilaç; ilim ve ameldir. Şifa, bu ikisinin birleşmesiyledir. İlim,
kişinin kendisini ve Allah’ını bilmesidir. Kibrin giderilmesi için bu
yeterlidir. Kişi bildiği zaman bu var olan kâinat içindeki payını;
Allah’ını bildiği zaman kibrin ve azametin onun hakkı olduğunu anlar.
Kur’an-ı Kerîm bu hususta dikkati çekiyor: “Canı
çıksın insanın, o ne nankördür! Allah onu neden yaratmış? Onu meniden
yaratıp merhalelerden geçirerek, ona şekil vermiş, sonra tutacağı yolu
kolaylaştırmıştır. Sonra onu öldürür ve kabre koyar” (Abese, 80/ 17: 22).
b)
Nesep, güzellik, mal, ilim vb. gibi büyüklenmeye iten sebeplerin
gelip-geçici olduğunu düşünerek kendisini bu belâdan kurtarmaya
çalışmak.
Allahu Teâlâ bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: “Însanları
küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini
beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol,
sesini de alçalt. “
(Lokman, 31/18). Hulâsâ; gurur ve kibir sâlih ve muttaki bir müslümanda
bulunmaması gereken; tevhid ehline yakışmayan en kötü huylardandır.
“Dondurma diye içeriğini bilmediğiniz buzları yemeyin”
Yeni
dondurma endüstrisi şeker yerine sağlıksız yapay tatlandırıcılar, doğal
salep yerine suni salep, süt yerine su ve süt tozu, meyve yerine yapay
meyve boyası katarak dondurmayı dondurma olmaktan çıkardılar.
Şimdilerde çoğu ürün ve marka için dondurma diye sunulan ürünlerin
sadece adı dondurma içeriği ise buzlu yiyecek.
Günümüzde
dondurma sevmeyen yok. Özellikle sıcak bölgelerde yazın bunaltıcı
sıcağında sağlıklı ve lezzetli serinlemenin yolu dondurma yemektir.
Dondurma dünyanın en sevilen tatlılarından biridir. Dünya tarihi kadar
eski olmasa da oldukça eski olan bu serinletici ve besleyici tatlı 2000
yıllar dev bir endüstriye dönüştü. Çok uluslu şirketlerin pazarlarda
kapıştığı bu alan son yılların önemli sorunlarından birini de teşkil
ediyor.
Tüketim
kölesi haline getirilen 21 yüzyıl insanı, sağlıklı ve helal (inan kesim
için) ürün yerine lezzet birinci tercih haline ge(tiri)ldi. Bu nedenle
de tüketicilerin ezici bir çoğunluğu ürünleri niteliği incelemek yerine
reklâmlarından ve ambalajlarından daha çok etkilenmektedirler. Hiç
kimse “ucuz etin suyu kara olur” atasözümü hatırlamamaktadır.
Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’ne “Dondurma Tebliği” ve “Yenilebilir Buzlu Ürünler Tebliği”
olmak üzere iki ayrı tebliğ var. Piyasada dondurma zannıyla tüketilen
bu ürünlerin çoğu dondurma değil. Bunların ezici bir kısmı içinde süt bile barındırmayan ‘yenilebilir buzlar’. İçindeki katkıların bir kısmı ise dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmış katkılardan oluşmaktadır. Bu katkıların
birçoğu farklı ülkelerde sağlıksızlığı nedeniyle yasaklanmış katkılar.
Ancak Tarım e Köy İşleri Bakanlığı EC (E) kodlu bu katkıların hemen
hemen (bir istisna hariç) hiç birini yasaklamış değil.
Bizdeki
sistem dünyanın tersine işlemektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde
toplum sağlığı birinci hedef iken birde şirketlerin karı öncelik
sırasının birinci sırasında yer almaktadır. Mazerette hazır eleman yok
denetleyemiyoruz. T.C. Anayasanın 172. maddesi devlete yani kamu kurumlarına tüketiciyi koruma görevi vermektedir. Ancakülkemizde tüketiciyi kamunun elinden koruyacak hiçbir mekanizma yok.
Tüketiciler Birliği başta olmak üzere tüketici örgütleri kıt insan ve
maddi kaynakla hem özel sektörün hem de kamunun elinde tüketici korumak
için can hıraç çalışmaktadır. Dondurma raporumuz, sağlıksız dondurma
üretimine izin veren ve gerekli denetim görevini yapmayarak anayasa
suçu işleyen devlete (kamuya) ile sağlıksız ürün üreten üreticilere
karşı tüketicilere bir uyarı ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmış bir
çalışmadır.
Ülkemizde
yüzyıllardır dünyanın en leziz ve helal dondurması salep, süt ve şeker
karışımından üretile gelmiştir. Dondurma bir endüstri ürünü haline
geldiğinden bu yana, dondurmanın da hilelisi ve sahtesi yaygınlaştı.
Süt, şeker, sahlep üçlüsü ile yapılacak dondurma gerçek dondurmadır.
Kıvamını tut
Tesbih namazı,tesbih edilerek kılınan bir namazdır; menduptur, yani sevabı çok olan nafile namazlardan biridir.
Arapça bir kelime olan “tesbih“, Allah Teâlâ‘yınoksan sıfatlardan tenzih, kemâl sıfatlarla tavsif etme ve ululama manasına gelir. Dört rek’at olan bu namazda üçyüz defa“Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vellâhu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym“dendiği için bu ismi almıştır.
Tesbih namazının muayyen-belli bir vakti yoktur. Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir. Bununla birlikte CumavePazarakşamları
ve sair mübarek gün ve gecelerde kılınması daha faziletlidir. Bu namazı
dört rek’at olarak kılmak caiz olduğu gibi, iki rek’atın sonunda selam
vererek ayrı ayrı ikişer rek’at halinde kılmak da caizdir.
Tesbih namazıtevbenin,
istiğfarın en büyüğü… Sadece kavlen/dille-sözle değil, bütün vücutla
fiilen yapılanıdır. Yani fiilî istiğfardır. Ecri-sevabı çok büyüktür. Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.), amcası Hz. Abbas’a (r.a.), “Bu namazı kıldığın vakit günahının öncesi ve sonrası, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten(bilerek-bilmeyerek)yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve aşikâr olanı mağfiret edilmiş olur…”(1)buyurmuşlardır.
Tesbih namazıhakkında Kur’an’da geçen herhangi bir ayet yoktur; ancak bu namaz hakkındaResûlüllah Efendimiz’den (s.a.v.), yukarıda da bir kısımını zikrettiğimiz hadis-i şerif varid olmuştur. Hazret-i İkrime‘den ve o da Hazret-i İbn Abbas‘tan (r.anhüm) rivâyet etmişlerdir ki, Resûlü Ekrem Efendimiz(s.a.v.) muhterem amcaları Hazret-i Abbas‘a (r.a.) hitabenTesbih Namazıile alakalı dikkat çekici şu tavsiyelerde bulunmuşlardır:
“Ey
Abbas! Amcacığım! Sana bir şey vereyim mi, sana bir bağışta bulunayım
mı? Sana bir özellik tanıyayım mı? Sana on haslet ölçüsü vereyim mi?
Sen bu on hasleti yerine getirdiğin zaman, Allah senin geçmiş ve
gelecek, eski ve yeni, bilerek veya bilmeyerek yaptığın, gizli veya
aşikâr yapılan, küçük büyük bütün günahlarını affeder, bağışlar. Bu on
haslet şunlardır:
“Dört
rek’at namaz kılarsın, her rek’atında Fatiha suresini ve başka bir sure
okursun. Birinci rek’atta kıraatı bitirdikten sonra, ayakta iken on beş
defa:‘Sübhânellâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber (velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym)’dedikten
sonra rükua varırsın ve aynı tesbihi on defa rükûda söylersin. Sonra
başını kaldırıp, ayakta on defa söylersin. Sonra secdeye gider on defa
orada söylersin. Birinci secdeden sonra iki secde arasındaki oturuşta
on defa söylersin. İkinci secdeye vardığında yine on defa ve başını
secdeden kaldırınca da on defa söylersin. Böylece bir rek’atta yetmiş
beş defayı tamamlamış olursun.
“Ey
amcacığım! Eğer güç yetirebilirsen, her gün bu namazı bir defa
kılarsın. Buna güç yetiremediğin takdirde, her cuma bir defa kılmaya
çalışırsın. Bunu da yapamazsan, her sene bir defa kılmaya çalış. Bunu
da yapamazsan hiç olmazsa ömründe bir defa olsun kıl.”(2)
TESBİH NAMAZININ KILINIŞI
Tesbih namazı4 rek’attir. Bu namazda 300 defa şu tesbih okunur:
• 15 kere Sübhâneke’den sonra (Fâtiha ve zamm-ı sûreden önce),
• 10 defa Eûzü Besmele, Fâtiha ve zamm-ı sûreden sonra,
• 10 defa Rükûda,
• 10 defa Rükûdan kalkınca ayakta (kavmede),
• 10 defa Birinci secdede,
• 10 defa İki secde arasındaki oturmada (celsede),
• 10 defa İkinci secdede,
Birinci rek’atte okunan bu tesbihlerin adedi 75′tir. İkinci rek’atte
aynı sıralama ile yine 75 defa okunur. Üçüncü ve dördüncü rek’atler de
böyle kılınır. (3)
Bütün namazlarda olduğu gibi, tesbih namazında da, Kur’an’dan bir şey
okunacağı zaman, Kur’ân-ı Kerim’in herhangi bir yerinden okumak
mümkündür. “Şu sure okunmaz veya mutlaka şu sureyi okumak gerekir” diye
bir şart yoktur. Ancak İbn Abbas’a (r.a.),“Bu namaz için belirlenmiş bir sûre biliyor musun?”diye sorulunca,“Evet, et-Tekâsür, el-Asr, el-Kâfirûn, ve el-İhlâs” diye cevap vermiştir.(4)
***
Tesbih Namazı, kılınması teşvik edilmiş bir namazdır. Bunu alışkanlık haline getirmek müstehaptır. Tembelllik etmemek lâzımdır.
Kılmasını bilmeyenlerin de istifade etmesi, öğrenmeleri maksadıyla
cemaatle de kılınabilir. Cemaatle kılınırsa imam olacak kimse bu namazı
kılmayı evvela nezreder ve namazı kıldırırken kıraatı ve tesbihleri her
yerde cehrî (sesli) okur. Cemaat ise sükut eder, dinler. (5)
Tesbih namazında
yanılma olursa, sehiv secdesinde bu ilave tesbihlerin okunması
gerekmez. Namaz kılan aklında bu tesbihlerin sayılarını tutabiliyorsa,
bastırarak da olsa parmakları ile saymaz.
CEVAP Cehennemin ve Cennetin sonsuz olduğuna dair birçok âyet-i kerime vardır. Mesela Bekara25, A.İmran116, Maide85, Enam128, Tevbe68, Hud107.
Âyet-i kerimede Cehennem için de, Cennet için de (Hüm fiha halidun= Onlar orada ebedi kalırlar) buyuruluyor. (Bekara81, 82)
Ebedilik sıfatı
Sual:
Kur`an-ı kerimde, kâfirlerin Cehennemde, müminlerin Cennette, ebedi
kalacağı bildiriliyor. Böyle olunca, Allahü teâlâdan başka şeyler için
de, ebedilik sıfatı kullanılmış olmaz mı?
CEVAP Bunların var
olmaları, varlıkta durmaları, kendilerinden olmadığı gibi, ebedi
olmaları da, kendilerinden değildir. Bunları, ebedi yapan, Allahü
teâlâdır. Allahü teâlâ, ”Ol!” derse, var olur, ”Yok ol!” derse, yok olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mahlûkların yok olacaklarına inanmak, yoktan var edildiklerine inanmak gibi, imanın şartıdır. (Arş, Kürsi, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem ve Ruh denilen mahlûklar yok olmayacak, sonsuz var olacaklardır)
ifadesi, bunlar yok olamaz demek değildir. Allahü teâlâ, var etmiş
olduğu şeylerden, dilediklerini, tekrar yok edecek, dilediklerini de,
yalnız kendi bileceği fayda ve sebeplerden dolayı, hiç yok etmeyecek,
bunlar ebedi, yani sonsuz var olacaklardır demektir. Allahü teâlâ,
dilediğini yapar ve istediğini emreder. Demek ki, âlem yani her şey,
Allahü teâlânın dilemesi ve kudreti ile vardır. Var olmaları için ve
varlıkta kalmaları için, Allahü teâlâya muhtaçtır; çünkü baki olmak
demek, varlığın her an devam etmesi demektir. Başka bir şey olmak demek
değildir. Hem var olmak, hem de varlıkta kalabilmek, Allahü teâlânın
iradesi, dilemesi ile olur.
(3/57)
Cennet de, Cehennem de dolacaktır
Sual:
(Cennette boş yer kalınca, doldurmak için yeni insanlar yaratılacaktır)
diyenler olduğu gibi, (Cehennemdeki bütün insanlar çıkacak, böylece
Cennet dolacak, Cehennemde kimse kalmayacaktır) diyenler de var.
Hangisi doğrudur? CEVAP İkisi de doğru değildir. Allahü teâlâ, Cenneti de, Cehennemi de
dolduracaktır. Müminler, Cennette ebedi kalacak ve sayıları hiç
eksilmeyecektir. Kâfirler de, Cehennem de sonsuz kalacak ve sayıları
eksilmeyecektir. Cehennemden sadece, günahkâr müminler, cezalarını
çektikten sonra çıkıp Cennette girecek ve orada sonsuz kalacaklardır. Ebedi olan Cennet ve Cehennemin dolacağını bildiren bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cennet, ” Bana güçsüzler ve yoksullar
girecektir ” diye bazı deliller bildirdi. Cehennem de, ” Bana da,
cebbarlar ve kibirliler girecektir ” dedi. Allahü teâlâ da buyurdu ki:
” Ey Cehennem, sen benim azabımsın; dilediğim kimseleri[kâfirleri] seninle cezalandırırım. Ey Cennet, sen de benim rahmetimsin; dilediğim kimselere[müminlere]seninle rahmet ederim. İkinizi de dolduracağım.”)[Müslim]
GIDA
RAPORU-EKMEK VE UN KOMİSYONU’NUN, EKMEKTE KANSER VE ALLERJİ RİSKİ
OLUŞTURAN BEYAZLATICI KİMYASALLAR OLAN “E924 POTASYUM BROMAT” ve “E928 BENZOİL PEROKSİT”İN KULLANILMASINDAKİ ARKA PLÂN RAPORU
Ekmeklik
un imalatında kullanılan buğdaylar genellikle sert veya yarı sert
buğdaylardır. Bu buğdaylar son yıllarda özellikle ya ithal tohum
ekilerek, ya da ithal tohumla elde edilen buğdayın kalitelisinden
tohumluk diye ayrılarak ekilir.
İthal
tohumculukta ciddi kontrol olmadığı için ticari olarak yapılan ithal
tohumlar Türkiye’de buğday kalitesini önemli ölçüde etkilemiştir. Bir
de süne ile mücadelenin yetersiz oluşundan ötürü, buğday rekoltesi iyi
olduğu yıllarda bile Türkiye buğday ithal eder duruma gelmiştir.
Kaliteli
buğdayın fiyatı aralık 2004 itibariyle 430 000.-TL /kg’dır. Kaliteli un
elde etmek için kaliteli buğday şart, ancak bu olaya ticari açıdan
bakan bazı firmalar (çok ciddi firmalar bunun dışındadır) 300
000.-TL/kg fiyattan aldıkları kalitesiz buğdaydan imal ettiği unu
değerlendirebilmek için una katkı ilave etmektedir. Bu katkının zararlı
olup olmadığı onun için önemli değildir. Ayrıca fırıncılar da her ne
kadar kullanmıyoruz diyorlarsa da, birçok maddenin karışımı olan ekmek
ve pasta katkılarını kullanmaktadırlar.
Bunun ne
imalat safhasında kontrolu, ne de imalattan sonra araştırması
yapılıyor. Kaliteli buğdaydan, kaliteli un imal ettiğiniz zaman unun
çuvalı fiyatı % 25 daha pahallıdır. Ticari olarak fırıncı da ucuz undan
ekmek yapıp satmak ister haklı olarak, çünkü ekmek fiyatı aynı.
Burada en
büyük yanlış; ekmek fiyatının tip 550 una göre belirlenmesi.
Kanaatimizce, ekmek tip 650-750 undan yapılmalı ve ekmek içinde bir
miktar sağlıklı olan kepek her zaman bulunmalı.
Diğer
ekmekleri imalattan kaldırmakta fayda var. Özellikle beyaz ekmek tercih
edecek vatandaşı eğitmek lazım ki ekmeğin beyazının, hem katkılardan
dolayı, hem de üç beyaz zehir (un, tuz, şeker)den birisi olduğu
bilincine gelsin. Ancak, tüketicilerin pek çoğu sağlıklı beslenme
açısından tıp uzmanlarınca kesinlikle önerilmeyen beyaz undan üretilen
beyaz ekmeği bilinçsizce talep etmektedir. Bu sebepten un tüketicileri
sadece daha ucuz olan hafif sarı unları değil, beyaz unları dahi daha
da beyaz yapmak ve böylece tüketicinin ‘çok beyaz ekmek’ arzusunu
yerine getirmek ve az kârlı beyaz un üretimini kârlılığa dönüştürmek
için kanserojen olduğu bilinen ve çoğu gelişmiş ülkede yasaklanan
kimyasal maddeleri kullanmaktadırlar. İşte bu tezatlık ve ticari
rekabet, bilinçsiz beslenmeyle birleşince, beyazlatıcılar kullanılmaya
başlanıyor. Daha beyaz görünen un elde etmek için, benzoil peroksit
(E92 ve potasyum bromat (E924) gibi zararlı maddeleri beyazlatıcı olarak kullanıyorlar.
Beyazlatıcılar
genellikle kalitesiz buğdaydan un elde etmek için kullanılır.
Beyazlatıcı kullanımında fırıncıların direkt bir rolleri yoktur. Katkı
üreten ve ithal eden firmalar incelensin, eğer fatura kesiyorlarsa
fırıncıların rolü olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Tek sorumluluk un
üreticilerindedir. Elbette tüm firmaları aynı kefeye koymak haksızlık
olur. Bu konuda hassas olan firmalar var. Ancak talep bilinçsiz
beslenmeye alışmış tüketici ve dolayısı ile fırıncılardan gelmektedir.
Fırıncılar satın aldıkları unda beyazlatıcı olup olmadığını anlamak
için unu analiz ettirmek zorundadır.
Ancak şunu
unutmamak lazım ki her tüketici, maliyetinden ucuz aldığı un ve unlu
mamülleri sorgulamak zorundadır. Fırıncılar çoğu zaman bunu yapmamakta,
ucuzu, çoğu zaman da ucuzun ucuzunu aramaktadırlar. Bu sebeple
beyazlatıcı kullanarak halkımızı zehirleyen BAZI un üreticileri kadar
UCUZ UN ALAN BAZI FIRINCILAR da doğrudan bu aldatmacadan sorumludurlar.
BU
PROBLEMİN AŞILMASININ TEK YOLU, TOPLUMUN GENİŞ KAPSAMLI KAMPANYALARLA
UYARILARAK EĞİTİLMESİ VE SAĞLIKLI OLAN KEPEKLİ EKMEK YEME
ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASIDIR. EN İYİ KONTROLÖR TÜKETİCİDİR.
Kibir, kişinin kendisinde bulunan ilim, mevkî ve doğruluk gibi hususiyetleri başkasından üstün görmesidir. Bu,
Allah’ın kızgınlığına, insanların hoşnutsuzluğuna sebep olduğu için
sahibini felâkete götüren bir hastalıktır (et-Tâc, V, 31).
İnsan ruhunun arındırılması gereken kötülüklerden biri olan kibir, Râğıbu’l-İsfahânî’ye (Ö. 503/1109) göre, “Kendini beğenen insanın, bu isteğini nefsine tahsis ederek, kendini başkalarından daha büyük görmesidir” (Rağıbu’l-Isfahânî, el-Müfredât, s. 421). Kibir, tekebbür ve istikbâr birbirine yakın manada kullanılmışlardır.
İmam Birgivî (Ö. 981/1573) kibir için, “Kalbin hastalıklarındandır; kendini yüksekte görerek, karşısındakinin üstünde saymaktır; zıddı zaaftır” (Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye, s. 68 vd.) demiş, bazı
ayet-i kerîmelerle kibri tanıtmaya çalışmıştır. Kur’an-ı Kerîm, kibiri,
kibirden türeyen davranışları açıklamış, kibir ve örneklerini teşhir
ederek zararlarını belirtmiş, ondan kaçınmanın ahlâkî bir zaruret
olduğunu ortaya koymuştur: “Meleklere,
Âdem’e secde edin’ demiştik. İblis müstesna hepsi secde ettiler. O
kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu” (el-Bakara, 2/34).
“Yeryüzünde
haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar
bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol
olarak benimsemezler… (el-A’râf, 7/146).
“Allah büyüklük taslayanları sevmez” (en-Nahl, 16/23). Kibir,
önce kişinin inanç dünyasına tesir ederek, hak ve doğruya inanmasına
engel olur, Allah’ın birliğine, peygamberlere ve âhiret gününe
inanmayanların inançsızlığa kibir yüzünden sürüklendikleri
anlaşılmaktadır (en-Nahl,16/22; es-Sâffât, 37/35; el-Bakara, 2/87;
el-A’râf, 7/75-76, 88; Nûh, 71/7; Yunus, 10/75; el-Mü’minûn, 23/27,
46-47).
Kibir,
ferdin Allah’a kul olma ve ona itaat etme görevini engelleyen davranış
olduğu için Kur’an bunun neticesine şöyle işaret eder:
“Kim, Allah’a kulluktan, O’na ibadetten çekinir ve büyüklenirse, bilsin ki, (Allah) kıyamette herkesi huzurunda toplayacaktır” (en-Nisâ, 4/172).
Çünkü Allah, zatına dua ve ibadet edilmesini istemekte; büyüklenerek kaçınanların, “küçülmüş kimseler olarak” cehenneme gireceklerini (el-Mü’minûn, 40/60) haber vermektedir. Buna
karşılık Allah’a ibadette büyüklük göstermeyen melekler övülerek,
insanlar da bu harekete teşvik edilmektedir (el-A’râf, 7/206;
el-Enbiyâ, 21 / 19).
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah cc söyle buyurdu
“Büyüklük ve azamet örtümdür. Bu bakımdan bunlardan biriyle kim bana nizaa kalkışırsa, onu ateşe atarım “ (Ebû Dâvûd Libâs, 25; İbn Mâce, Zühd, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 248).
Allah’ın
Resulu (s.a.s.) yüce mertebesinde tevâzu * yönünden insanların en
ileride olanıydı. Abdullah İbn Amr der ki: Resulullah’ın, kızıl bir
devenin sırtında cemrelere taş attığını, önünde herhangi bir kimsenin
dövülüp kovulduğunu ve “yol açınız, yol açınız”
denildiğini görmedim. Resulullah (s.a.s.) hastalan ziyaret eder,
cenazelerin arkasında gider, kölelerin davetine icabet ederdi.
Ayakkabılarım bizzat pençeler, elbisesini yamalar, aile efrâdıyla
beraber evinde onların ihtiyaçlarına koşardı. Bir
gün huzur-u saadetine bir adamcağız getirildi. Adam Resulullah’ın
heybetinden tir-tir titremeye başladı. Efendimiz (s.a.s.) o adama:
“Canını sıkma! Ben padişah değilim. Ben ancak Kureyş soyundan gelen ve kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” diyerek o kişiyi teskin etti.
Aişe vâlidemiz (r.anha), “Ey Allah’ın Resulu, Allah benim canımı sana feda etsin: Yaslanarak ye; çünkü yaslanarak yersen senin için daha kolay olur” deyince, bu ısrarına bir karşılık olarak Resulullah, alnı yere değercesine mübârek başını eğdi ve sonra şöyle dedi: “Hayır, ben kölenin yediği gibi yer ve kölenin oturduğu gibi otururum.” Büyüklenme üç kısımdır: a) Cehâlet ve azgınlıktan ötürü bazı kulların kendilerini Allah’tan büyük görmeleri; b) Peygamber’e karşı, O’nun buyruklarını küçümsemek, O’nu alelâde biri olarak görmek, prensiplerini hafife almak; c) Etrafında bulunan insanları küçük görüp, kendini büyük görmek.
İnsan
ruhunu çeşitli tezahürleriyle körelten zararlarına Kur’an-ı Kerîm’in
genişçe bir açıdan baktığı kibir, maddî hayatta zararın ve kaybın
sebebidir. Kibir örneklerinde gördüğümüz gibi büyüklenenler henüz
dünyada iken, hareketlerinin cezasını çekerek helâk olmuşlardır.
Büyüklenme ve çoğunluğa güvenmenin özellikle savaşta acı sonucuna
dikkati çeken Kur’an, Huneyn muharebesindeki durumu şöyle
anlatmaktadır: “O vakit, Huneyn’de çokluğunuz size güven vermişti de, bir faydası olmamıştı”(et-Tevbe, 9/25).
Şu da var ki ilâhî yardım inananların imdadına yetişti ve Huneyn’de küffâra karşı galip geldiler. Büyüklenmenin manevî zarar ve kötülükleri, ceza ve azap şeklinde tecelli edecektir. Şüphesiz
kibirlenme insanlığı yokluğa iter. Onun giderilmesi gerekir; fakat bu
kuru temenni ile değil, manevî ilâçla ve kibir ağacını kalpten söküp
atacak vasıtaları kullanmakla mümkündür. Bu da iki şekilde olur: a)
Asıl ilaç; ilim ve ameldir. Şifa, bu ikisinin birleşmesiyledir. İlim,
kişinin kendisini ve Allah’ını bilmesidir. Kibrin giderilmesi için bu
yeterlidir. Kişi bildiği zaman bu var olan kâinat içindeki payını;
Allah’ını bildiği zaman kibrin ve azametin onun hakkı olduğunu anlar.
Kur’an-ı Kerîm bu hususta dikkati çekiyor: “Canı
çıksın insanın, o ne nankördür! Allah onu neden yaratmış? Onu meniden
yaratıp merhalelerden geçirerek, ona şekil vermiş, sonra tutacağı yolu
kolaylaştırmıştır. Sonra onu öldürür ve kabre koyar” (Abese, 80/ 17: 22).
b)
Nesep, güzellik, mal, ilim vb. gibi büyüklenmeye iten sebeplerin
gelip-geçici olduğunu düşünerek kendisini bu belâdan kurtarmaya
çalışmak.
Allahu Teâlâ bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: “Însanları
küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini
beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol,
sesini de alçalt. “
(Lokman, 31/18). Hulâsâ; gurur ve kibir sâlih ve muttaki bir müslümanda
bulunmaması gereken; tevhid ehline yakışmayan en kötü huylardandır.
“Dondurma diye içeriğini bilmediğiniz buzları yemeyin”
Yeni
dondurma endüstrisi şeker yerine sağlıksız yapay tatlandırıcılar, doğal
salep yerine suni salep, süt yerine su ve süt tozu, meyve yerine yapay
meyve boyası katarak dondurmayı dondurma olmaktan çıkardılar.
Şimdilerde çoğu ürün ve marka için dondurma diye sunulan ürünlerin
sadece adı dondurma içeriği ise buzlu yiyecek.
Günümüzde
dondurma sevmeyen yok. Özellikle sıcak bölgelerde yazın bunaltıcı
sıcağında sağlıklı ve lezzetli serinlemenin yolu dondurma yemektir.
Dondurma dünyanın en sevilen tatlılarından biridir. Dünya tarihi kadar
eski olmasa da oldukça eski olan bu serinletici ve besleyici tatlı 2000
yıllar dev bir endüstriye dönüştü. Çok uluslu şirketlerin pazarlarda
kapıştığı bu alan son yılların önemli sorunlarından birini de teşkil
ediyor.
Tüketim
kölesi haline getirilen 21 yüzyıl insanı, sağlıklı ve helal (inan kesim
için) ürün yerine lezzet birinci tercih haline ge(tiri)ldi. Bu nedenle
de tüketicilerin ezici bir çoğunluğu ürünleri niteliği incelemek yerine
reklâmlarından ve ambalajlarından daha çok etkilenmektedirler. Hiç
kimse “ucuz etin suyu kara olur” atasözümü hatırlamamaktadır.
Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’ne “Dondurma Tebliği” ve “Yenilebilir Buzlu Ürünler Tebliği”
olmak üzere iki ayrı tebliğ var. Piyasada dondurma zannıyla tüketilen
bu ürünlerin çoğu dondurma değil. Bunların ezici bir kısmı içinde süt bile barındırmayan ‘yenilebilir buzlar’. İçindeki katkıların bir kısmı ise dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmış katkılardan oluşmaktadır. Bu katkıların
birçoğu farklı ülkelerde sağlıksızlığı nedeniyle yasaklanmış katkılar.
Ancak Tarım e Köy İşleri Bakanlığı EC (E) kodlu bu katkıların hemen
hemen (bir istisna hariç) hiç birini yasaklamış değil.
Bizdeki
sistem dünyanın tersine işlemektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde
toplum sağlığı birinci hedef iken birde şirketlerin karı öncelik
sırasının birinci sırasında yer almaktadır. Mazerette hazır eleman yok
denetleyemiyoruz. T.C. Anayasanın 172. maddesi devlete yani kamu kurumlarına tüketiciyi koruma görevi vermektedir. Ancakülkemizde tüketiciyi kamunun elinden koruyacak hiçbir mekanizma yok.
Tüketiciler Birliği başta olmak üzere tüketici örgütleri kıt insan ve
maddi kaynakla hem özel sektörün hem de kamunun elinde tüketici korumak
için can hıraç çalışmaktadır. Dondurma raporumuz, sağlıksız dondurma
üretimine izin veren ve gerekli denetim görevini yapmayarak anayasa
suçu işleyen devlete (kamuya) ile sağlıksız ürün üreten üreticilere
karşı tüketicilere bir uyarı ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmış bir
çalışmadır.
Ülkemizde
yüzyıllardır dünyanın en leziz ve helal dondurması salep, süt ve şeker
karışımından üretile gelmiştir. Dondurma bir endüstri ürünü haline
geldiğinden bu yana, dondurmanın da hilelisi ve sahtesi yaygınlaştı.
Süt, şeker, sahlep üçlüsü ile yapılacak dondurma gerçek dondurmadır.
Kıvamını tut
Tesbih namazı,tesbih edilerek kılınan bir namazdır; menduptur, yani sevabı çok olan nafile namazlardan biridir.
Arapça bir kelime olan “tesbih“, Allah Teâlâ‘yınoksan sıfatlardan tenzih, kemâl sıfatlarla tavsif etme ve ululama manasına gelir. Dört rek’at olan bu namazda üçyüz defa“Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vellâhu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym“dendiği için bu ismi almıştır.
Tesbih namazının muayyen-belli bir vakti yoktur. Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir. Bununla birlikte CumavePazarakşamları
ve sair mübarek gün ve gecelerde kılınması daha faziletlidir. Bu namazı
dört rek’at olarak kılmak caiz olduğu gibi, iki rek’atın sonunda selam
vererek ayrı ayrı ikişer rek’at halinde kılmak da caizdir.
Tesbih namazıtevbenin,
istiğfarın en büyüğü… Sadece kavlen/dille-sözle değil, bütün vücutla
fiilen yapılanıdır. Yani fiilî istiğfardır. Ecri-sevabı çok büyüktür. Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.), amcası Hz. Abbas’a (r.a.), “Bu namazı kıldığın vakit günahının öncesi ve sonrası, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten(bilerek-bilmeyerek)yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve aşikâr olanı mağfiret edilmiş olur…”(1)buyurmuşlardır.
Tesbih namazıhakkında Kur’an’da geçen herhangi bir ayet yoktur; ancak bu namaz hakkındaResûlüllah Efendimiz’den (s.a.v.), yukarıda da bir kısımını zikrettiğimiz hadis-i şerif varid olmuştur. Hazret-i İkrime‘den ve o da Hazret-i İbn Abbas‘tan (r.anhüm) rivâyet etmişlerdir ki, Resûlü Ekrem Efendimiz(s.a.v.) muhterem amcaları Hazret-i Abbas‘a (r.a.) hitabenTesbih Namazıile alakalı dikkat çekici şu tavsiyelerde bulunmuşlardır:
“Ey
Abbas! Amcacığım! Sana bir şey vereyim mi, sana bir bağışta bulunayım
mı? Sana bir özellik tanıyayım mı? Sana on haslet ölçüsü vereyim mi?
Sen bu on hasleti yerine getirdiğin zaman, Allah senin geçmiş ve
gelecek, eski ve yeni, bilerek veya bilmeyerek yaptığın, gizli veya
aşikâr yapılan, küçük büyük bütün günahlarını affeder, bağışlar. Bu on
haslet şunlardır:
“Dört
rek’at namaz kılarsın, her rek’atında Fatiha suresini ve başka bir sure
okursun. Birinci rek’atta kıraatı bitirdikten sonra, ayakta iken on beş
defa:‘Sübhânellâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber (velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym)’dedikten
sonra rükua varırsın ve aynı tesbihi on defa rükûda söylersin. Sonra
başını kaldırıp, ayakta on defa söylersin. Sonra secdeye gider on defa
orada söylersin. Birinci secdeden sonra iki secde arasındaki oturuşta
on defa söylersin. İkinci secdeye vardığında yine on defa ve başını
secdeden kaldırınca da on defa söylersin. Böylece bir rek’atta yetmiş
beş defayı tamamlamış olursun.
“Ey
amcacığım! Eğer güç yetirebilirsen, her gün bu namazı bir defa
kılarsın. Buna güç yetiremediğin takdirde, her cuma bir defa kılmaya
çalışırsın. Bunu da yapamazsan, her sene bir defa kılmaya çalış. Bunu
da yapamazsan hiç olmazsa ömründe bir defa olsun kıl.”(2)
TESBİH NAMAZININ KILINIŞI
Tesbih namazı4 rek’attir. Bu namazda 300 defa şu tesbih okunur:
• 15 kere Sübhâneke’den sonra (Fâtiha ve zamm-ı sûreden önce),
• 10 defa Eûzü Besmele, Fâtiha ve zamm-ı sûreden sonra,
• 10 defa Rükûda,
• 10 defa Rükûdan kalkınca ayakta (kavmede),
• 10 defa Birinci secdede,
• 10 defa İki secde arasındaki oturmada (celsede),
• 10 defa İkinci secdede,
Birinci rek’atte okunan bu tesbihlerin adedi 75′tir. İkinci rek’atte
aynı sıralama ile yine 75 defa okunur. Üçüncü ve dördüncü rek’atler de
böyle kılınır. (3)
Bütün namazlarda olduğu gibi, tesbih namazında da, Kur’an’dan bir şey
okunacağı zaman, Kur’ân-ı Kerim’in herhangi bir yerinden okumak
mümkündür. “Şu sure okunmaz veya mutlaka şu sureyi okumak gerekir” diye
bir şart yoktur. Ancak İbn Abbas’a (r.a.),“Bu namaz için belirlenmiş bir sûre biliyor musun?”diye sorulunca,“Evet, et-Tekâsür, el-Asr, el-Kâfirûn, ve el-İhlâs” diye cevap vermiştir.(4)
***
Tesbih Namazı, kılınması teşvik edilmiş bir namazdır. Bunu alışkanlık haline getirmek müstehaptır. Tembelllik etmemek lâzımdır.
Kılmasını bilmeyenlerin de istifade etmesi, öğrenmeleri maksadıyla
cemaatle de kılınabilir. Cemaatle kılınırsa imam olacak kimse bu namazı
kılmayı evvela nezreder ve namazı kıldırırken kıraatı ve tesbihleri her
yerde cehrî (sesli) okur. Cemaat ise sükut eder, dinler. (5)
Tesbih namazında
yanılma olursa, sehiv secdesinde bu ilave tesbihlerin okunması
gerekmez. Namaz kılan aklında bu tesbihlerin sayılarını tutabiliyorsa,
bastırarak da olsa parmakları ile saymaz.
CEVAP Cehennemin ve Cennetin sonsuz olduğuna dair birçok âyet-i kerime vardır. Mesela Bekara25, A.İmran116, Maide85, Enam128, Tevbe68, Hud107.
Âyet-i kerimede Cehennem için de, Cennet için de (Hüm fiha halidun= Onlar orada ebedi kalırlar) buyuruluyor. (Bekara81, 82)
Ebedilik sıfatı
Sual:
Kur`an-ı kerimde, kâfirlerin Cehennemde, müminlerin Cennette, ebedi
kalacağı bildiriliyor. Böyle olunca, Allahü teâlâdan başka şeyler için
de, ebedilik sıfatı kullanılmış olmaz mı?
CEVAP Bunların var
olmaları, varlıkta durmaları, kendilerinden olmadığı gibi, ebedi
olmaları da, kendilerinden değildir. Bunları, ebedi yapan, Allahü
teâlâdır. Allahü teâlâ, ”Ol!” derse, var olur, ”Yok ol!” derse, yok olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mahlûkların yok olacaklarına inanmak, yoktan var edildiklerine inanmak gibi, imanın şartıdır. (Arş, Kürsi, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem ve Ruh denilen mahlûklar yok olmayacak, sonsuz var olacaklardır)
ifadesi, bunlar yok olamaz demek değildir. Allahü teâlâ, var etmiş
olduğu şeylerden, dilediklerini, tekrar yok edecek, dilediklerini de,
yalnız kendi bileceği fayda ve sebeplerden dolayı, hiç yok etmeyecek,
bunlar ebedi, yani sonsuz var olacaklardır demektir. Allahü teâlâ,
dilediğini yapar ve istediğini emreder. Demek ki, âlem yani her şey,
Allahü teâlânın dilemesi ve kudreti ile vardır. Var olmaları için ve
varlıkta kalmaları için, Allahü teâlâya muhtaçtır; çünkü baki olmak
demek, varlığın her an devam etmesi demektir. Başka bir şey olmak demek
değildir. Hem var olmak, hem de varlıkta kalabilmek, Allahü teâlânın
iradesi, dilemesi ile olur.
(3/57)
Cennet de, Cehennem de dolacaktır
Sual:
(Cennette boş yer kalınca, doldurmak için yeni insanlar yaratılacaktır)
diyenler olduğu gibi, (Cehennemdeki bütün insanlar çıkacak, böylece
Cennet dolacak, Cehennemde kimse kalmayacaktır) diyenler de var.
Hangisi doğrudur? CEVAP İkisi de doğru değildir. Allahü teâlâ, Cenneti de, Cehennemi de
dolduracaktır. Müminler, Cennette ebedi kalacak ve sayıları hiç
eksilmeyecektir. Kâfirler de, Cehennem de sonsuz kalacak ve sayıları
eksilmeyecektir. Cehennemden sadece, günahkâr müminler, cezalarını
çektikten sonra çıkıp Cennette girecek ve orada sonsuz kalacaklardır. Ebedi olan Cennet ve Cehennemin dolacağını bildiren bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cennet, ” Bana güçsüzler ve yoksullar
girecektir ” diye bazı deliller bildirdi. Cehennem de, ” Bana da,
cebbarlar ve kibirliler girecektir ” dedi. Allahü teâlâ da buyurdu ki:
” Ey Cehennem, sen benim azabımsın; dilediğim kimseleri[kâfirleri] seninle cezalandırırım. Ey Cennet, sen de benim rahmetimsin; dilediğim kimselere[müminlere]seninle rahmet ederim. İkinizi de dolduracağım.”)[Müslim]
GIDA
RAPORU-EKMEK VE UN KOMİSYONU’NUN, EKMEKTE KANSER VE ALLERJİ RİSKİ
OLUŞTURAN BEYAZLATICI KİMYASALLAR OLAN “E924 POTASYUM BROMAT” ve “E928 BENZOİL PEROKSİT”İN KULLANILMASINDAKİ ARKA PLÂN RAPORU
Ekmeklik
un imalatında kullanılan buğdaylar genellikle sert veya yarı sert
buğdaylardır. Bu buğdaylar son yıllarda özellikle ya ithal tohum
ekilerek, ya da ithal tohumla elde edilen buğdayın kalitelisinden
tohumluk diye ayrılarak ekilir.
İthal
tohumculukta ciddi kontrol olmadığı için ticari olarak yapılan ithal
tohumlar Türkiye’de buğday kalitesini önemli ölçüde etkilemiştir. Bir
de süne ile mücadelenin yetersiz oluşundan ötürü, buğday rekoltesi iyi
olduğu yıllarda bile Türkiye buğday ithal eder duruma gelmiştir.
Kaliteli
buğdayın fiyatı aralık 2004 itibariyle 430 000.-TL /kg’dır. Kaliteli un
elde etmek için kaliteli buğday şart, ancak bu olaya ticari açıdan
bakan bazı firmalar (çok ciddi firmalar bunun dışındadır) 300
000.-TL/kg fiyattan aldıkları kalitesiz buğdaydan imal ettiği unu
değerlendirebilmek için una katkı ilave etmektedir. Bu katkının zararlı
olup olmadığı onun için önemli değildir. Ayrıca fırıncılar da her ne
kadar kullanmıyoruz diyorlarsa da, birçok maddenin karışımı olan ekmek
ve pasta katkılarını kullanmaktadırlar.
Bunun ne
imalat safhasında kontrolu, ne de imalattan sonra araştırması
yapılıyor. Kaliteli buğdaydan, kaliteli un imal ettiğiniz zaman unun
çuvalı fiyatı % 25 daha pahallıdır. Ticari olarak fırıncı da ucuz undan
ekmek yapıp satmak ister haklı olarak, çünkü ekmek fiyatı aynı.
Burada en
büyük yanlış; ekmek fiyatının tip 550 una göre belirlenmesi.
Kanaatimizce, ekmek tip 650-750 undan yapılmalı ve ekmek içinde bir
miktar sağlıklı olan kepek her zaman bulunmalı.
Diğer
ekmekleri imalattan kaldırmakta fayda var. Özellikle beyaz ekmek tercih
edecek vatandaşı eğitmek lazım ki ekmeğin beyazının, hem katkılardan
dolayı, hem de üç beyaz zehir (un, tuz, şeker)den birisi olduğu
bilincine gelsin. Ancak, tüketicilerin pek çoğu sağlıklı beslenme
açısından tıp uzmanlarınca kesinlikle önerilmeyen beyaz undan üretilen
beyaz ekmeği bilinçsizce talep etmektedir. Bu sebepten un tüketicileri
sadece daha ucuz olan hafif sarı unları değil, beyaz unları dahi daha
da beyaz yapmak ve böylece tüketicinin ‘çok beyaz ekmek’ arzusunu
yerine getirmek ve az kârlı beyaz un üretimini kârlılığa dönüştürmek
için kanserojen olduğu bilinen ve çoğu gelişmiş ülkede yasaklanan
kimyasal maddeleri kullanmaktadırlar. İşte bu tezatlık ve ticari
rekabet, bilinçsiz beslenmeyle birleşince, beyazlatıcılar kullanılmaya
başlanıyor. Daha beyaz görünen un elde etmek için, benzoil peroksit
(E92 ve potasyum bromat (E924) gibi zararlı maddeleri beyazlatıcı olarak kullanıyorlar.
Beyazlatıcılar
genellikle kalitesiz buğdaydan un elde etmek için kullanılır.
Beyazlatıcı kullanımında fırıncıların direkt bir rolleri yoktur. Katkı
üreten ve ithal eden firmalar incelensin, eğer fatura kesiyorlarsa
fırıncıların rolü olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Tek sorumluluk un
üreticilerindedir. Elbette tüm firmaları aynı kefeye koymak haksızlık
olur. Bu konuda hassas olan firmalar var. Ancak talep bilinçsiz
beslenmeye alışmış tüketici ve dolayısı ile fırıncılardan gelmektedir.
Fırıncılar satın aldıkları unda beyazlatıcı olup olmadığını anlamak
için unu analiz ettirmek zorundadır.
Ancak şunu
unutmamak lazım ki her tüketici, maliyetinden ucuz aldığı un ve unlu
mamülleri sorgulamak zorundadır. Fırıncılar çoğu zaman bunu yapmamakta,
ucuzu, çoğu zaman da ucuzun ucuzunu aramaktadırlar. Bu sebeple
beyazlatıcı kullanarak halkımızı zehirleyen BAZI un üreticileri kadar
UCUZ UN ALAN BAZI FIRINCILAR da doğrudan bu aldatmacadan sorumludurlar.
BU
PROBLEMİN AŞILMASININ TEK YOLU, TOPLUMUN GENİŞ KAPSAMLI KAMPANYALARLA
UYARILARAK EĞİTİLMESİ VE SAĞLIKLI OLAN KEPEKLİ EKMEK YEME
ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASIDIR. EN İYİ KONTROLÖR TÜKETİCİDİR.
Kibir, kişinin kendisinde bulunan ilim, mevkî ve doğruluk gibi hususiyetleri başkasından üstün görmesidir. Bu,
Allah’ın kızgınlığına, insanların hoşnutsuzluğuna sebep olduğu için
sahibini felâkete götüren bir hastalıktır (et-Tâc, V, 31).
İnsan ruhunun arındırılması gereken kötülüklerden biri olan kibir, Râğıbu’l-İsfahânî’ye (Ö. 503/1109) göre, “Kendini beğenen insanın, bu isteğini nefsine tahsis ederek, kendini başkalarından daha büyük görmesidir” (Rağıbu’l-Isfahânî, el-Müfredât, s. 421). Kibir, tekebbür ve istikbâr birbirine yakın manada kullanılmışlardır.
İmam Birgivî (Ö. 981/1573) kibir için, “Kalbin hastalıklarındandır; kendini yüksekte görerek, karşısındakinin üstünde saymaktır; zıddı zaaftır” (Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye, s. 68 vd.) demiş, bazı
ayet-i kerîmelerle kibri tanıtmaya çalışmıştır. Kur’an-ı Kerîm, kibiri,
kibirden türeyen davranışları açıklamış, kibir ve örneklerini teşhir
ederek zararlarını belirtmiş, ondan kaçınmanın ahlâkî bir zaruret
olduğunu ortaya koymuştur: “Meleklere,
Âdem’e secde edin’ demiştik. İblis müstesna hepsi secde ettiler. O
kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu” (el-Bakara, 2/34).
“Yeryüzünde
haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar
bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol
olarak benimsemezler… (el-A’râf, 7/146).
“Allah büyüklük taslayanları sevmez” (en-Nahl, 16/23). Kibir,
önce kişinin inanç dünyasına tesir ederek, hak ve doğruya inanmasına
engel olur, Allah’ın birliğine, peygamberlere ve âhiret gününe
inanmayanların inançsızlığa kibir yüzünden sürüklendikleri
anlaşılmaktadır (en-Nahl,16/22; es-Sâffât, 37/35; el-Bakara, 2/87;
el-A’râf, 7/75-76, 88; Nûh, 71/7; Yunus, 10/75; el-Mü’minûn, 23/27,
46-47).
Kibir,
ferdin Allah’a kul olma ve ona itaat etme görevini engelleyen davranış
olduğu için Kur’an bunun neticesine şöyle işaret eder:
“Kim, Allah’a kulluktan, O’na ibadetten çekinir ve büyüklenirse, bilsin ki, (Allah) kıyamette herkesi huzurunda toplayacaktır” (en-Nisâ, 4/172).
Çünkü Allah, zatına dua ve ibadet edilmesini istemekte; büyüklenerek kaçınanların, “küçülmüş kimseler olarak” cehenneme gireceklerini (el-Mü’minûn, 40/60) haber vermektedir. Buna
karşılık Allah’a ibadette büyüklük göstermeyen melekler övülerek,
insanlar da bu harekete teşvik edilmektedir (el-A’râf, 7/206;
el-Enbiyâ, 21 / 19).
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah cc söyle buyurdu
“Büyüklük ve azamet örtümdür. Bu bakımdan bunlardan biriyle kim bana nizaa kalkışırsa, onu ateşe atarım “ (Ebû Dâvûd Libâs, 25; İbn Mâce, Zühd, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 248).
Allah’ın
Resulu (s.a.s.) yüce mertebesinde tevâzu * yönünden insanların en
ileride olanıydı. Abdullah İbn Amr der ki: Resulullah’ın, kızıl bir
devenin sırtında cemrelere taş attığını, önünde herhangi bir kimsenin
dövülüp kovulduğunu ve “yol açınız, yol açınız”
denildiğini görmedim. Resulullah (s.a.s.) hastalan ziyaret eder,
cenazelerin arkasında gider, kölelerin davetine icabet ederdi.
Ayakkabılarım bizzat pençeler, elbisesini yamalar, aile efrâdıyla
beraber evinde onların ihtiyaçlarına koşardı. Bir
gün huzur-u saadetine bir adamcağız getirildi. Adam Resulullah’ın
heybetinden tir-tir titremeye başladı. Efendimiz (s.a.s.) o adama:
“Canını sıkma! Ben padişah değilim. Ben ancak Kureyş soyundan gelen ve kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” diyerek o kişiyi teskin etti.
Aişe vâlidemiz (r.anha), “Ey Allah’ın Resulu, Allah benim canımı sana feda etsin: Yaslanarak ye; çünkü yaslanarak yersen senin için daha kolay olur” deyince, bu ısrarına bir karşılık olarak Resulullah, alnı yere değercesine mübârek başını eğdi ve sonra şöyle dedi: “Hayır, ben kölenin yediği gibi yer ve kölenin oturduğu gibi otururum.” Büyüklenme üç kısımdır: a) Cehâlet ve azgınlıktan ötürü bazı kulların kendilerini Allah’tan büyük görmeleri; b) Peygamber’e karşı, O’nun buyruklarını küçümsemek, O’nu alelâde biri olarak görmek, prensiplerini hafife almak; c) Etrafında bulunan insanları küçük görüp, kendini büyük görmek.
İnsan
ruhunu çeşitli tezahürleriyle körelten zararlarına Kur’an-ı Kerîm’in
genişçe bir açıdan baktığı kibir, maddî hayatta zararın ve kaybın
sebebidir. Kibir örneklerinde gördüğümüz gibi büyüklenenler henüz
dünyada iken, hareketlerinin cezasını çekerek helâk olmuşlardır.
Büyüklenme ve çoğunluğa güvenmenin özellikle savaşta acı sonucuna
dikkati çeken Kur’an, Huneyn muharebesindeki durumu şöyle
anlatmaktadır: “O vakit, Huneyn’de çokluğunuz size güven vermişti de, bir faydası olmamıştı”(et-Tevbe, 9/25).
Şu da var ki ilâhî yardım inananların imdadına yetişti ve Huneyn’de küffâra karşı galip geldiler. Büyüklenmenin manevî zarar ve kötülükleri, ceza ve azap şeklinde tecelli edecektir. Şüphesiz
kibirlenme insanlığı yokluğa iter. Onun giderilmesi gerekir; fakat bu
kuru temenni ile değil, manevî ilâçla ve kibir ağacını kalpten söküp
atacak vasıtaları kullanmakla mümkündür. Bu da iki şekilde olur: a)
Asıl ilaç; ilim ve ameldir. Şifa, bu ikisinin birleşmesiyledir. İlim,
kişinin kendisini ve Allah’ını bilmesidir. Kibrin giderilmesi için bu
yeterlidir. Kişi bildiği zaman bu var olan kâinat içindeki payını;
Allah’ını bildiği zaman kibrin ve azametin onun hakkı olduğunu anlar.
Kur’an-ı Kerîm bu hususta dikkati çekiyor: “Canı
çıksın insanın, o ne nankördür! Allah onu neden yaratmış? Onu meniden
yaratıp merhalelerden geçirerek, ona şekil vermiş, sonra tutacağı yolu
kolaylaştırmıştır. Sonra onu öldürür ve kabre koyar” (Abese, 80/ 17: 22).
b)
Nesep, güzellik, mal, ilim vb. gibi büyüklenmeye iten sebeplerin
gelip-geçici olduğunu düşünerek kendisini bu belâdan kurtarmaya
çalışmak.
Allahu Teâlâ bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: “Însanları
küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini
beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol,
sesini de alçalt. “
(Lokman, 31/18). Hulâsâ; gurur ve kibir sâlih ve muttaki bir müslümanda
bulunmaması gereken; tevhid ehline yakışmayan en kötü huylardandır.
“Dondurma diye içeriğini bilmediğiniz buzları yemeyin”
Yeni
dondurma endüstrisi şeker yerine sağlıksız yapay tatlandırıcılar, doğal
salep yerine suni salep, süt yerine su ve süt tozu, meyve yerine yapay
meyve boyası katarak dondurmayı dondurma olmaktan çıkardılar.
Şimdilerde çoğu ürün ve marka için dondurma diye sunulan ürünlerin
sadece adı dondurma içeriği ise buzlu yiyecek.
Günümüzde
dondurma sevmeyen yok. Özellikle sıcak bölgelerde yazın bunaltıcı
sıcağında sağlıklı ve lezzetli serinlemenin yolu dondurma yemektir.
Dondurma dünyanın en sevilen tatlılarından biridir. Dünya tarihi kadar
eski olmasa da oldukça eski olan bu serinletici ve besleyici tatlı 2000
yıllar dev bir endüstriye dönüştü. Çok uluslu şirketlerin pazarlarda
kapıştığı bu alan son yılların önemli sorunlarından birini de teşkil
ediyor.
Tüketim
kölesi haline getirilen 21 yüzyıl insanı, sağlıklı ve helal (inan kesim
için) ürün yerine lezzet birinci tercih haline ge(tiri)ldi. Bu nedenle
de tüketicilerin ezici bir çoğunluğu ürünleri niteliği incelemek yerine
reklâmlarından ve ambalajlarından daha çok etkilenmektedirler. Hiç
kimse “ucuz etin suyu kara olur” atasözümü hatırlamamaktadır.
Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’ne “Dondurma Tebliği” ve “Yenilebilir Buzlu Ürünler Tebliği”
olmak üzere iki ayrı tebliğ var. Piyasada dondurma zannıyla tüketilen
bu ürünlerin çoğu dondurma değil. Bunların ezici bir kısmı içinde süt bile barındırmayan ‘yenilebilir buzlar’. İçindeki katkıların bir kısmı ise dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmış katkılardan oluşmaktadır. Bu katkıların
birçoğu farklı ülkelerde sağlıksızlığı nedeniyle yasaklanmış katkılar.
Ancak Tarım e Köy İşleri Bakanlığı EC (E) kodlu bu katkıların hemen
hemen (bir istisna hariç) hiç birini yasaklamış değil.
Bizdeki
sistem dünyanın tersine işlemektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde
toplum sağlığı birinci hedef iken birde şirketlerin karı öncelik
sırasının birinci sırasında yer almaktadır. Mazerette hazır eleman yok
denetleyemiyoruz. T.C. Anayasanın 172. maddesi devlete yani kamu kurumlarına tüketiciyi koruma görevi vermektedir. Ancakülkemizde tüketiciyi kamunun elinden koruyacak hiçbir mekanizma yok.
Tüketiciler Birliği başta olmak üzere tüketici örgütleri kıt insan ve
maddi kaynakla hem özel sektörün hem de kamunun elinde tüketici korumak
için can hıraç çalışmaktadır. Dondurma raporumuz, sağlıksız dondurma
üretimine izin veren ve gerekli denetim görevini yapmayarak anayasa
suçu işleyen devlete (kamuya) ile sağlıksız ürün üreten üreticilere
karşı tüketicilere bir uyarı ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmış bir
çalışmadır.
Ülkemizde
yüzyıllardır dünyanın en leziz ve helal dondurması salep, süt ve şeker
karışımından üretile gelmiştir. Dondurma bir endüstri ürünü haline
geldiğinden bu yana, dondurmanın da hilelisi ve sahtesi yaygınlaştı.
Süt, şeker, sahlep üçlüsü ile yapılacak dondurma gerçek dondurmadır.
Kıvamını tut